İçeriğe geç

Oryantalizm ‘vs’ Oryantalistler

Oryantalizm ya da diğer adıyla Şarkiyatçılık; Yakın ve Uzak Doğu toplum ve kültürleri, dilleri ve halklarının incelendiği batı kökenli ve batı merkezli araştırma alanlarının tümüne verilen ortak addır. (Bkz. vikipedi)

Yani Batı’nın Doğu’yu çalışmasıdır Oryantalizm…s

Oryantalizmin Batı’da hangi tarihler arasında ortaya çıktığı belirgin değildir fakat “Rönesans” ile bilim ve teknolojide ummalı bir çalışma temposuna girdikten sonra Batının, kendi dışındaki dünyalarda sosyo-kültürel yaşantıların nasıl olduğunu, teknolojide hangi atılımların yaşandığını merak etmesi gerekirdi şeklinde bir yorum yapılarak yaklaşık bir tahminde bulunulabilir. Yani Rönesans’ dan kısa bir süre sonra ortaya çıkmış olmalı denilebilir.

Elbette yüzlerce yıllık bir birikim üzerine oluşturulmuş literatür hakkında bu erken dönemlerimizde derin tespit ve incelemelerde bulunmak harcımız değil.

Oryantalizmi konu olarak seçmemin nedeni yaşadığım düşünsel bir süreç içerisinden yola çıkarak yapmaya çalışacağım ferdi bir yorumun ana maddesi olmasıdır. Bu sebepledir ki giriş kısmında oryantalizm hakkında kısa bir bilgilendirme yapmayı meramımı daha saf ve anlaşılır kılması ümidi ile üzerime vazife olarak gördüm.

Benim “Oryantalizm” ile tanışma sürecim Rasim Özdenören ile başlar. Sonrasında Sezai Karakoç ile gelişir ve Cemil Meriç ile sınır noktasına ulaşır. En son “Sömürgeciliğin keşif kolu!” demişti Cemil Meriç oryantalizm için. Bu güzel insanlar okudukları ve yorumladıkları bütün bir külliyat üzerinden zihnimde bir “oryantalizm portresi” oluşturmuşlardı. Bu portre özet olarak karanlığın ve soğuğun ürkütücü nârâlarıyla nakşedildiği fırça darbelerinden oluşuyordu. Oryantalizm hem korkutuyor hem sinirlendiriyor hem de şaşırtıyordu.

Oryantalist” lerle tanışma sürecim de Prof. Dr. Fuat Sezgin vasıtası ile gerçekleşti. Gülhane Parkı’ ındaki “İslam Bilim ve Teknik Müzesi” ni gezdikten sonra Fuat Sezgin hocayı daha yakından tanıma ihtiyacı hissettim. Bu yüzden kendisi ile yapılmış söyleşilerden oluşan “Bilimler Tarihçisi Fuat Sezgin” adlı eseri okumaya başladım. Kitabı okudukça Fuat Sezgin’in birçok yönüyle İslam dünyasına verilmiş bir nimet olduğuna ve Müslümanların onu yakından tanıması gerektiğine olan inancım biraz daha pekişmiş oldu. Ancak kitapta ilgimi çeken başka bir husus da şu oldu. Fuat Sezgin hoca İstanbul Üniversitesi’nde eğitim görürken ve Almanya’ya gittikten sonra tanıştığı oryantalistler söz konusu olduğu zaman hürmetlerini iletmeyi ihmal etmiyordu.

Örneğin;

“Kataloğumun 1. cildinin 3. safhasında George Sarton denen büyük bir bilim adamından bahis var. Bir bilim tarihçisi. Ben sadece İslami bilimler tarihini yazıyorum. Bu adam, bütün kültür dünyalarının bilim tarihlerini yazacak kadar cesur bir adam. Çok hürmet duyduğum insanlardan biri.” (Sefer Turhan, Bilimler Tarihçisi Fuat Sezgin, s. 99)

Fuat Sezgin’i en çok etkileyen ve bilim tarihi üzerine çalışma düşüncesini yerleştiren kişi de önemli oryantalistlerden olan Hellmut Ritter’dir.

“Katar Kraliçesi Şeyha Mouza’ya “Hocam Hellmut Ritter bana her yıl bir dil öğreneceksiniz demişti” dediğimde kraliçenin yüzündeki şaşkınlık ifadesini hiç unutamam.” (Sefer Turhan, Bilimler Tarihçisi Fuat Sezgin, s. 9)

“O adam (Hellmut Ritter) büyük Avrupalı oryantalistlerin belki en büyüğüydü. Bu büyük oryantalistler arasında farklı bir tipti. Beni çok etkilemişti. Bu etkilenmeyi size bütün manasıyla aktarabilmem mümkün değil.” (Sefer Turhan, Bilimler Tarihçisi Fuat Sezgin, s. 17)

İlgimi çeken bu kısımları zihnimin bir kenarına not ederken hocanın şu sözü ile karşılaştım;

“Beni biliyorsunuz, oryantalistleri daima hürmetle anarım. Onlardan çok şeyler öğrendik. Ama bazı sahalarda, özellikle teoloji sahasında, onlar Hıristiyan oldukları için başka gözle baktılar. Ama onları affediyorum.” (Sefer Turhan, Bilimler Tarihçisi Fuat Sezgin, s. 129)

Bu paragrafı okuduktan sonra bütün ezberlerim bir anda bozuluverdi. Birbiri ile uyuşmayan iki farklı portre vardı şimdi önümde. İkisine de bakınıp duruyordum. Bir tarafta kasvetli bir rüzgâr var iken diğer tarafta tatlı bir meltem esiyordu. “İyi ama buradaki sorun nerede?” diye düşünüp dururken bütün meselenin bakış açısından kaynaklandığının farkına vardım.

Şöyle ki;

Yazının başlarında saydığım Müslüman düşünürlerimizin çizmiş olduğu portre “Oryantalizm” portresi idi. Buna karşılık Fuat Sezgin Hoca’nın çizmiş olduğu portre bir “Oryantalist” portresi idi. İşte bu yüzden yazının başlığının “Oryantalizm ‘ve’ Oryantalistler” değil de “Oryantalizm ‘vs’ Oryantalistler” olmasına karar verdim. Çünkü ikisi başka şeyler. Düşünürlerimiz oryantalizm teması altındaki eserleri okuyup bu düşüncelerin İslam dünyasında nasıl etkiler oluşturduğunu görmüş ve Müslümanları bu tehlikeye karşı uyarma sorumluluğunu üstlenmiş kişiliklerdir. En nihayetinde oryantalizm bugün, hadislerin tarihsel gerçekliğini inkâr ederek Müslümanları peygamberlerinden ayırmaya çalışma misyonunu yüklenmiş bir ideoloji haline gelmiştir. Tam da bu yüzden düşünürlerimizin olması gereken zamanda göstermiş oldukları feraset ve dik duruşluluk bizler için mühimdir.

Bunun yanında Fuat Sezgin hoca Almanya’da yaşamış bir akademisyendir. Yurtdışında yaşama vasıtası ile bahsettiği oryantalistlerin çoğu ile bizzat görüşmüş ve tanışmıştır. Bu tanışma ona oryantalistlerin öz kimlikleri hakkında önemli bilgiler vermiş ve üzerinde olumlu izlenimler bırakmıştır.

Bu iki olay da birer eleştiri konusu değil, yaşanmış vakıalardır. Peki, benim bu vakıalardaki nasibim nedir?

İnsanlar farklıdır, düşünce ve ideolojileri farklıdır. Bu yüzden bütün eleştirilerimi, tasdik, teşvik ve tashihlerimi düşünceler üzerinden yapmam gerekir. Bu farkındalık aynı zamanda bana, hiç tanımadığım insanlara savundukları ideolojileri üzerinden hayali kimlikler giydirmemem gerektiği bilincini aşılamalıdır.

Tıpkı bu satırların gerçek ‘ben’ in değil, zihni kıpırdaşmalarımın bir yansıması olduğu gibi…

Toplam Kullanılan Oy: 4
Tarih:Misafir Yazarlar

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir