İçeriğe geç

Ruh – Bilinç

Bu seferki yazımda sizlere kaldığım yurtta yaptığım bazı gözlemlere dair anılar, notlar paylaşacak ve bu notları değerlendirmeye çalışacağım. Yakın zamanda tıbbi bir problemden ötürü uzun süredir muhafaza ettiğim sakalımı kesmek zorunda kaldım fakat bıyığımı kesmeye yüreğim el vermedi. Olay tamamen bu aslında. Bu kadar basit görünen bir meseleyi ilginç hale getiren şey ise karşılaştığım her insandan farklı bir tepki almış olmam. Normal şartlar altında herhangi biri kendine göre bir tarz oluşturduğunda insanların hepsi olmasa bile çoğunluğu bir fikirde mutabık kalır: iyi ya da kötü. Fakat benim yaşadığım bu olayda durum neredeyse yarı yarıya gibi. Hal böyle olunca bu mesele üzerinde düşünmeye, insanlardan aldığım tepkileri zihnimde canlandırarak değerlendirmeye başladım. Neden biri “Vay Enes bıyık yakışmış” dedi de diğeri “Oğlum bu ne hiç olmamış” dedi ya da öteki “Of, adama bak tam bir aile reisi olmuş dedi de beriki “Ulan oğlum git kes şunları da gel hatta dur ben keseyim” şeklinde tepki verdi. Ancak bir arkadaşım gerçeği itiraf etmekten kurtulamadı. “Oğlum öyle bir şey ki sanki olmamış gibi ama olmuş”

Kısacası ne olduğu belli değil. İyi mi kötü mü? Bunun cevabını verecek olan ise her bireyin kendi şahsı. Çünkü herkesin farklı bir çevresi, farklı hobileri, farklı kültürleri, farklı dilleri, farklı yetenekleri, (burada zekâ yerine yetenek kelimesini kullandım çünkü zekâ kelimesinin toplumda algılandığı şekliyle varlığını reddediyorum.) farklı algılama biçimleri var. Aslında bütün bu saydıklarımız fikri altyapımızı, yaşam tarzımızı belirleyen şeyler. Batıda bunun bir de karşılığı var. “Backstory.” Batıya göre insanın geçmişi aslında kendisini oluşturur hatta bir adım daha ileriye giderek bilincini oluşturur.

Tamamen insana benzeyen, et, deri ve kemiklerden oluşan, insan gibi tepki verip konuşan, insan gibi düşünen, hareket eden robotlardan oluşan akıl almaz büyüklükteki bir eğlence(!) parkını konu alan bir dizide bu konu gerçekten güzel bir şekilde resmedilmiş, canlandırılmış. Dizi içerisinde geçen replikler dikkatle incelendiğinde anlaşılır ki bu robotları üreten insanlar her zaman onlara yoğun duygulardan, derin acılardan, üzüntülerden ya da coşkulu sevinçlerden oluşan bir “backstory” yani geçmiş eklemeye, aşılamaya çalışıyorlar. Çünkü insanın insan yapan şeyin bu olduğunu ancak bu şekilde acı dolu bir geçmiş ekleyerek mekanik aletlere bilinç aşılayabileceklerini bir nevi can verebileceklerini düşünüyorlar. Bunu yaparken elbette kendilerinden yola çıkıyorlar, bu insanlar kendilerini çok iyi incelemiş ve insan olabilmeyi çözmüşler aslında. Geçmişimiz olmasa şu an nerede olurduk diye sormuşlar kendilerine ve doğdukları yani beyinlerinin hiç açılmamış olduğu andan şu an bulundukları ana kadar geçen süre içerisinde verdikleri kararların, çektikleri acıların, üzüntülerin, sevinçlerin, çocuğu oldukları ailenin kendilerini nasıl etkilediğini görmüşler ve doğal olarak bilincin bu süreç içerisinde oluştuğuna kanaat getirmişler.

Aynı meseleye farklı bir örnek daha verelim. Kendisi bir filozof ve aynı zamanda bir gazeteci olan, kişisel kimliğin karmaşası üzerine çalışmalar yapan Julian Baggini’nin TEDxYouth platformunda herkese önerdiğim “Is there a real you?” başlıklı bir konuşması var. Konuşmasının başlarında şu cümleleri kullanıyor: “Gerçek bir sen var mı? Bu size çok garip bir soru gibi gelebilir. Çünkü gerçek “sen”i nasıl bulacağınızı, gerçek “sen”in ne olduğunu nasıl bileceğinizi sorabilirsiniz. Fakat gerçek bir “sen”in olması gerektiği fikri oldukça bariz. Dünya üzerinde gerçek olan bir şey varsa o da sensin. Bundan tam olarak emin değilim. En azından bunun ne anlama geldiğini biraz daha iyi anlamamız gerekiyor. İçinde yaşadığımız kültürde her birimizin bir öz, ruh gibi bir şeye sahip olduğu düşüncesini destekleyen birçok şeyin olduğunu düşünüyorum. “Sen”i tanımlayan, sen olmanın anlamıyla ilgili sabit ve değişmeyen bir şey var.”

Daha önce yazdığım Düşünmüyorum, Öyleyse Varım!” adlı yazıyı okuyan biri rahatça görebilir ki bu insanla tamamen aynı şeyleri söylüyoruz. Elbette bu düşünceler yeni değil. Ben henüz ulaşamasam da yıllardır filozoflar gerçek kimliğimizin ne olduğunu sorgulamışlar. Bu örneği ele almamın sebebi ise yazıyı yazdıktan kısa bir süre sonra bir anda karşıma çıkmış olması ve şaşırtıcı bir şekilde konuşmanın ilk kısımlarında tamamen aynı fikirdeyken ileriki dakikalarda katılmadığım bir takım görüşler ileri sürmesi. İzninizle yavaştan videoyu ileri sarıp bu görüşleri değerlendirmeye çalışalım.

Anılarımızdan, arzularımızdan, inançlarımızdan bahsediyor ve bunları projeksiyondan yansıtılan sayfada içinde ‘ben’ yazan yuvarlağın etrafında dizilmiş ve bu yuvarlağa bağlanmış bir şekilde görüyoruz. Devamında ise şöyle diyor: “Bu modelde çok temel bir hata var. Tek bir tıklamayla bu hatayı gösterebilirim.(Resmi değiştiriyor ve bu sefer ‘Ben’ yazısı verdiği örneklerin üzerini kaplayacak şekilde duruyor.) Aslında tüm bu deneyimlerinizin merkezinde “siz” yoksunuz. Garip bir düşünce mi? Belki de değil. Orada ne var o zaman? Tabii ki ortada anılar, arzular, niyetler, duygular vesaire var. Ancak aslında olan, bu şeylerin varlığı ve bunların bir şekilde bütünleşip, çakışıp, birçok farklı şekilde birbirine bağlanıyor olması. Kısmen veya bütün olarak da bağlantılı olabilirler çünkü hepsi tek bir beden ve beyine aitler. Bununla beraber geçmişi hatırladığımızda kendimizle, deneyimlerimizle ilgili anlattığımız bir hikâye olarak varlar. Başka şeylerden dolayı bir şeyleryaparız. İsteklerimiz, inandıklarımızın bir sonucu aslında ve hatırladıklarımız da ne bildiğimiz hakkında bilgi veriyor. Yani ortada tüm bu inançlar, istekler, duygular, deneyimler var ve bunların hepsi birbiriyle bağlantılı; bu da sizsiniz.(Büyük ‘Ben’ yazısını göstererek) Bazı açılardan genel kanıyla arasında ufak farklar var ve bazı açılardan da çok büyük. Bu (fark) kendinizi, hayattaki bütün deneyimlere sahip bir şey olarak görmek ve hayattaki deneyimlerinizin bir derlemesi olarak görmek, arasındaki değişimdir. Parçalarınızın bir bütünüsünüz.”

Özellikle son iki cümle çok önemli. Bu ifade bizi konuşmacının da anlatmak istediği eğer biz parçalarımızın bütünüysek bu parçalar değiştikçe bizler de değişiriz yani bilinç, değişimi kısmen de elimizde olan parçaların birleşimidir tezine götürüyor. Konuşmanın devamında beynimizin aslında bir kontrol merkezi olmadığı örneğini veriyor ve konuyu aslında içimizde bir öz olmadığı ve bir illüzyondan ibaret olduğumuzu, gerçekte var olmadığımızı dile getiriyor. Bu görüşü savunan insanlardan örnek veriyor ancak kendisinin bu fikre katılmadığını söylüyor.

“Çok karışık bir derleme, bir şeylerin sıralı bir oluşumu olmamız bizim gerçek olmadığımız anlamına gelmiyor.” diyor ve bir örnekle konuyu pekiştirmeye çalışıyor. Konuşmasına şu sözlerle son veriyor: “Kendimizle ne yapabileceğimize dair limitler var. Ancak en azından bir anlamda kendimizi şekillendirme kapasitemiz de var. Gerçek benliğiniz, önceden olduğu gibi, bir yerlerde olup sizin keşfedeceğiniz bir şey değil. Ruhunuzun içine falan bakıp gerçek benliğinizi bulamazsınız. Kısmen yaptığınız, elinizden gelen gerçek benliğinizi oluşturmaktır. Bence bu çok, çok önemli, özellikle yaşamınızın bu döneminde. Son bir kaç yıldır ne kadar çok değiştiğinizin farkına varacaksınız. Eğer üç veya dört yıl öncesinin videoları varsa kendinizi tanıyamadığınız için utanacaksınız muhtemelen. Bu yüzden kendimizi şekillendirebileceğimiz, kanalize edip değiştirebileceğimiz bir şey olarak görmemiz gerektiği mesajını iletmek istiyorum. Bu da Buda’dan, “Kuyu yapanlar suya yön verir, ok yapıcılar oku büker, marangozlar odun kütüğü büker, akıllı insanlar kendilerini tasarlar. “Sizi şu düşünceyle bırakmak isterim; gerçek benliğiniz dışarıda aramanız gereken, gizemli ve belki de asla bulamayacağınız bir şey değildir. Yani gerçek bir benliğiniz var ve bu biraz keşfetmeniz ve biraz da oluşturmanız gereken bir şey. Bence bu özgürleştirici ve heyecanlı bir imkân.”

Elbette bilinç mevzusu birkaç yazı ve ya konuşma ile halledilebilecek bir mesele değil. Kim bilir üzerine daha ne araştırmalar, incelemeler yapılacak bilemiyoruz. Ben ise inancımdan yola çıkarak bilinci şöyle yorumluyorum. Geçmiş benliğimizi oluşturan etkenlerden biridir, bu ifade doğrudur. Ancak daha önce de belirttiğim gibi geçmiş sadece ve sadece beynimizin içindedir. Beyin doğduğumuzda her şeye sıfırdan başlamış yaşadığı her olayı kaydetmiş, bu olaylardan dersler çıkarmış ve düşünme şeklimizi oluşturmuştur. Bilinç yani ruh bu şekillenmeden etkilenmez çünkü o yüce yaratıcının nurundan üflenmiştir. İşte bu noktada her şey düğümleniyor. Bu noktadan daha ileriye gidemiyorum çünkü çok zor bir soru ile karşı karşıyayım: “Peki, gerçekte ruhumuzun özü ne?”

Bir zaman bu özün duygularımız olduğuna karar verdim fakat kısa sürmeden verdiğim kararın hatalı olduğunu fark ettim. Duygular özümüzü oluşturamaz çünkü onlar gelip geçer hislerimizdir. Örnek olarak merhameti düşünün. Yaşadığı travmatik olaylar bir insanı kolayca merhametsizleştirebilir. Sevgiyi, sevinci düşünün ya da acıyı, korkuyu düşünün. Hepsi süreli duygulardır. Vadelerini doldurdukları andan itibaren kaybolup giderler. Lisede bir arkadaşımdan duyguların insan vücudundan salgılanan hormonlar tarafından kontrol edildiğini duyduğumda çok şaşırmıştım. Öyle ise duygular da bedenimin bir parçasıdır, ruhumun özünü oluşturamaz. Ruhumu oluşturacak şey ne yaşarsak, ne düşünürsek, ne yaparsak yapalım kaybedemeyeceğimiz, bitmeyen, tükenmeyen bir şey olmalı. Peki, ruhlarımızı birbirinden ayıran, her birimizi özel kılan şey ne?  Bahsi geçen konuşmacı sanki baştan pes edip aslında bunu bulamayacağımızı söylemek ister gibi görünüyor ancak bana göre bu soru tam da peşinden bir ömür de olsa koşmaya değecek bir soru. Bunun için de çok düşünüp tefekkür etmeli, (bu arada tefekkür etmek her seferinde beni kendimden geçiren, anlamını iyi kavramamız ve sindirmemiz gereken mükemmel bir kelimedir) hem kendimizi hem de insanları anlama çabası içerisine girmeliyiz. Emin olun ki insanı asıl rahata, huzura kavuşturacak olan, göğsünü genişletecek, kalbine ferahlık verecek olan kendini bilmesidir. Ne demiş Yunus Emre;

08.10.2017

Toplam Kullanılan Oy: 1
Tarih:Misafir Yazarlar

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir