İçeriğe geç

Tarafsızlık Gerçekten Mümkün Mü?

Tarafsızlık ne demektir? Tarafsız olmak ne anlama gelir?

Bu sorular üzerine zihni yönelişlerimizi araştırıp incelediğimizde şunu görürüz. Bizler kâinattaki diğer canlılardan farklı olarak düşünebilme ve irade gösterebilme yetisine sahibiz. Bize bu yetiyi kazandıran, yapacağımız seçimlerin sonuçlarını analiz edip önümüze seren bir beyin organımız var. Tüm yaşamımız boyunca tecrübe ettiğimiz saniyeler zihnimizde tasnif yapıla yapıla -hatta birçok kere belleğimizden siline siline- biriktirilir. Çocukluğumuzdan geriye sadece yaşanılan yoğun duygusal anlar kalır. Sonrasında bütün bu birikimler gelecek seçimlerimizde zihnimizi yönlendiren ilkelere dönüşerek kararlarımızı etkilemede aktif roller üstlenirler.

Şimdi taraf ve tarafsızlık üzerine düşünelim. Sanırım bu iki kavram bugün en çok eleştirmenler üzerinden konuşup tartışılıyor. Çünkü halk, bu insanlardan neyi eleştirecekler ise o şeyi tarafsızca yargılamalarını ve kendilerinin göremedikleri, düşünemedikleri yaklaşımları da yansıtmalarını bekliyorlar. Karşılarında adaletin tecellisi, hakkaniyetli yargıçlar görmek istiyorlar. Evet, sanırım eleştirmenler için –biraz olumsuz da olsa- “hüküm giydiren” tabirini kullanmak isabetli bir yaklaşım olacak.

“Ratatouille” /(2007)/Pixar İnc.

Şimdi sizlerle beraber 2007 yılında Pixar Animation Studios tarafından hazırlanmış “Ratatouille” adlı animasyon filmine gidelim. Film, fazlaca hamarat bir farenin hayatını anlatıyor. Paris sokaklarında yaşayan bu fare bir gün kaza ara kendini şehrin en ünlü restoranlarından birinin mutfağında buluyor. Sonra mutfakta çalışan sakar bir temizlikçinin yanlışlıkla mahvettiği çorbayı lezzetli bir ürüne dönüştürerek temizlikçi ile arasında kurulacak olan duygusal bağın kıvılcımını yakıyor. Sonrasında bu ikili ilişki profesyonel bir aşçılığa dönüşüyor. Temizlikçi meşhur bir aşçı oluyor.

Hikâye bu şekilde devam ederken senaryoya şehrin ünlü eleştirmenlerinden biri katılıyor. Elbette bu karakterin ürkütücü bir görünümü olması da gerçek hayattaki sert eleştirmenlere birer atıf. Dilleri sivridir çünkü onların. Kolay beğenmezler ya hani. Ayrıca diğer karakterlerin yüz hatlarının yumuşak çizgilerle resmedilmesine rağmen bu karakterin yüzünün sert ve keskin vuruşlarla çizilmesi de onun değişmez kurallarını, ilkelerini, tatmin edilemez yemek zevkini temsil mahiyetinde kurgulanmış olmalı. Hikayenin sonunda bu eleştirmen sırrı çözülememiş o ünlü aşçının(fare) yemeklerini test etmek için restorana geliyor.

İşte burası çok önemli. Eleştirmen farenin hazırladığı yemekten bir kaşık alıp ağzına götürdüğü anda buz kesiliyor ve o hepimizin hayatımızda en az bir kere yaşamış olabileceği, geçmiş yıllarda dinlediğimiz bir müziğin, kokladığımız bir kokunun bizleri o günlere geri götürmesi ve bizlere o zamanki duyguları aynı coşkunlukta yaşattırması olayına şahit oluyor. Öğreniyoruz ki o yemek yıllar önce, henüz bir çocuk iken bisikletini kırdığı hüzünlü bir günde annesinin yaptığı yemek ile aynı lezzeti taşıyor. Pixar’a gösterdiği bu üstün incelik ve yetenek için teşekkür edelim ve yorumlamaya başlayalım.

Buraya kadar anlattıklarımızdan şu sonuç çıkıyor ki insan ne olursa olsun geçmişinden, yaşanmışlıklarından sıyrılamaz, soyutlanamaz. Bu imkânsızdır. Bütün fikirlerinizi bu temeller üzerine inşa etmişsinizdir çünkü. Bu yüzden de doğal olarak yaşamın sizde oluşturduğu zihinsel yargılardan yana tarafsınızdır.

Buna rağmen insanın bütün bunlardan sıyrılıp bir topluluk, bir zümre tarafından oluşturulan genel şartlar ve ilkeler yordamı ile tarafsızlığı sağlayabileceğini savunabilirsiniz.

Peki o halde bu şartlar neler olabilir? Şöyle bir düşünelim…

1-Bütün milletlere, dillere, dinl….

Dur dur dur bir dakika!

Yanlış giden bir şeyler var!

Tarafsızlık yani bir taraf olmamak, belirli kalıplara, belirli kısıtlamalara bağlı kalmamak demek değil miydi?

Tamam, şimdi oldu.

Biz hatayı daha en başında yaptık. Hatamız yazmaya başladığımız birinci şartın içeriğinde değil şartların kendisinde. Çünkü tarafsızlık hakkında ilkesel bir anayasa oluşturmak onu şartlandırmaktır, sınırlandırmaktır. Bu da onun doğasına aykırıdır.

O zaman hangi kavramı kullanmalı tarafsızlık için?

Sınırın tersi.

Sınırsızlık.

Sonsuzluk…

Tarafsızlık sınır tanımaz, yani sonsuzdur. Sonsuz olan ise yalnızca tanrıdır. Tanrı kavramdır, Allah ise gerçektir. Yani tarafsız olan tek gerçek varlık Allah’tır. Sonsuzluğa hükmeden, tarafsızlığın kendisini de yaratan O’dur. Bu yüzden onun dışındaki tüm fani varlıkların tarafsızlık iddiaları boşunadır, anlamsızdır.

Bazı topluma mal olmuş kişiliklerin, önderlerin, yol göstericilerin insanlar tarafından “tarafsız” birer eleştirmen, kurgucu, hikayeci, şair, devlet adamı, sanatkar vb. olarak benimsendiklerine tanıklık ederiz. Bu benimseme, haklılık payı olmak ile birlikte ucu karanlık uçurumlara varacak olan bir yolun da başlangıcı olabilir.

Toplumun geneli tarafından benimsenmiş bu insanların ve ya değerlendirmelerinde taraflara haksızlık yapmaksızın muamele eden bu hakemlerin durumları nedir? Tarafsız değilseler nedirler?

Bunun için yeni bir terminoloji geliştirebiliriz.

Onların yaptıkları tarafsız olmak değil güçleri el verdiğince “ortaklaşmaktır”. Yani ortak insani, ahlaki değerlerin benimsenmesi ve özümsenmesidir. Bu değerlere ortak olmak onlar ile ortaklaşmaktır. Bu şekilde insan kendisine uzak ve yabancı fikir ve kültürler ile arasındaki bariyerleri kırmış olur. Ortak bir dil ve anlatım geliştirebildiği için de hitap ettiği kitle genişler. İnsanlar o şahsiyetleri dinler, her biri onlarda kendine ait bir şeyler bulur ve o buldukları, insanları muhatap oldukları şahsiyetlere duygusal bir bağ ile bağlar. Bu şekilde o şahsiyet çevresinde bambaşka özellikte insanlar bir araya gelirler, bir topluluk oluştururlar. Sürece dışarıdan bakıldığında bu gerçekten de muhteşem bir olaydır. İnsanları bir araya getiren o şahsiyetin yeteneği takdire layıktır.

Ancak;

Benimsediğimiz bu örnekliklerin “tarafsız” değil “ortaklaşmış” karakterler olduklarını iyi anlamamız gerekiyor. Tarafsızlığın dışarıdan masum ve süslü görünüşüne aldanmamamız mühimdir. Çünkü bir insanı “tarafsız” olarak tanımlarsanız zamanla onu, yazının ikinci paragrafında eleştirmenler hususunda da bahsettiğim gibi “hüküm giydiren” mertebesine yükseltirsiniz. Yani ondan sürekli bir şeyleri sorgulayıp yargılamasını ve hakikati önünüze sermesini beklersiniz. O kişinin tarafsız olduğuna ve bu yüzden verdiği kararların mutlak doğrular olduğuna inandığınız için de verilen hükmü olduğu gibi kabullenirsiniz. Bu açıdan bakıldığında bir şahsiyetin zihinlere tarafsız olarak kazınması toplulukları taassuba götürebilir, gözleri körleştirebilir.

O halde gelin bugünden itibaren bütün tarafsızlık iddialarımızı bir kenara koyalım. Kendimizden yana taraf olalım. Geçmişimizden kaçmayalım. Onunla barışıp beraberce benliğimizi tanımlamaya çalışalım.

O öyle bir benlik olsun ki, ömrümüz boyu onun “tarafını” tutabilelim.

Yani kendi “tarafımızı”, kendi duruşumuzu inşa edelim…

 

Toplam Kullanılan Oy: 3
Tarih:Misafir Yazarlar

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir