İçeriğe geç

Zamanı Durdurmak

İnsan bir ömür boyu imtihandadır. Bir ömür olumlu ve olumsuz kavramlarla dolu olan sonlu dünyada sarkaç misali bir oraya bir bir buraya savrulup durmaktadır. Dünya imtihan yeridir. Bu gerçek Kuran-ı Kerim tarafından da sıkça dile getirilmektedir. İmtihan nedir peki?

Belli bir süredir kendim de dahil olmak üzere çevremdeki insanları farklı açılardan gözlemlemekteyim. İnsanların ilk önce dışarıya yansıyan profillerini daha sonra da iç dünyalarındaki fırtınalarını gözlemlemeye, onların imtihanlarına şahit olmaya çalışıyorum. Elbette çağımızın gelişmiş teknolojik imkânları ve sosyal medya da bu araştırmaya hatırı sayılır derecede katkı sağlıyor. Bu aslında sıkça gündeme gelen bir konu. Yazarlar, düşünürler, psikologlar, sosyal medyanın insanların kendilerini bir nevi satışa çıkardıkları, oldukları değil ancak olmak istedikleri kişiler gibi görünmeye çalıştıkları bir ortam olduğunu ifade ediyorlar. Ben sizlere kısaca sosyal medyanın, sıfatlarına yüzlerce maske geçirmiş, ahlak kavramının artık Kaf dağının ardındaki fısıltısı bile duyulmaz olmuş, güven ve samimiyetin sokaklarda birer efsane edasıyla kıvrıla kıvrıla güç bela dolandığı Amerikan toplumunun kokuşmuş yaşam tarzını, yaşadığı bu çağa yeniden şekillendirip, güncelleyerek uyarladığı versiyonu olduğunu söyleyebilirim. Evet, bunlar çağımızın gerçekleri. Bugün artık hiçbirimiz gerçek kimliğimizi ifşa etmek istemiyoruz. Her birimiz bir diğerine faldır faldır olmuş gözleriyle her an saldırıya geçebilecek potansiyel bir suçlu edasıyla bakıyor. Elbette bunlar da çokça dillendirilmiş meseleler. Biz sadece bunları tekrar ederek varmak istediğimiz sonuca hazırlık yapmaya çalışıyoruz.

Her birimizin iki adet kimliği var artık. Biri günlük hayatta kullandığımız, toplumun içine karıştığımız sosyal kimliğimiz, diğeri ise insanlardan saklamayı tercih ettiğimiz henüz ismi koyulmamış gizli kimliğimiz. İşte imtihan dediğimiz şey aslında bu isimsiz kimliğimizin somut ve soyut bir gerçek olarak var olmasıdır. Bu kimliğin kendisi imtihandır çünkü. Bu yüzden ona ‘imtihan kimliğimiz’ demeyi arzuluyorum. Elbette bu kimlik, içerisinde adımızı, soyadımızı, kişiliğimizi barındırdığı gibi sahip olduğumuz çevreyi de barındırır. Yani yaratıcı bizleri sadece bedensel, ruhsal ve ya psikolojik olarak imtihan etmez, aynı zamanda bizleri çevremizle de imtihan eder. Sosyal medya bahsi üzerinden bu noktaya geldiğimiz için oluşturmaya çalıştığımız ‘imtihan kimliği’ kavramı insanların ‘karanlık’ ya da ‘çirkin’ tarafları olarak algılanabilir ancak böyle değildir. İmtihan kimliği insanların genellikle ‘görünmeyen’ taraflarıdır. Arada bir kılcal damar gibi ince fakat hayati bir çizgi vardır. Bu görünmeyen tarafları ancak o kişiyle bir süre haşır neşir olduktan ya da onu tanıyan birisi ile görüşüp bilgi aldıktan sonra ortaya çıkarabilirsiniz. Doğal olarak ilk temasta insanlar yaşadıkları problemleri yani imtihanlarını paylaşmazlar. Bu biraz zaman alır.

İnsanların imtihan dünyalarına dolayısı ile insanlığa dair genel ve kapsayıcı bir bakış açısı yakalamaya çalışıyoruz ancak bunu daha önce sözel olarak anlatmaya çalıştığımda bir hayli zorlandığımı ve anlaşılamadığımı anımsıyorum. Bu yüzden zihnimdekileri sembolize edebileceğim bir benzetmeye başvurmak istiyorum.

Özellikle son yıllarda dijital dünyada değişik tarzlarda ve konseptlerde kart oyunları türemeye ve popülerleşmeye başladı. Burada belirtmeliyiz ki bu kart oyunları kahvehanelerde elden ele dolaşan iskambil kartları ile karıştırılmamalıdır. Bu tür dijital oyunlar genellikle kumara yönelik değil eğlenceye yöneliktir. Yine bu tarz oyunlarda görsellik ve animasyon ön plandadır. Değişik tarz ve konseptlerden kasıt da bu animasyonlardır. Biri ejderhaların savaştığı mistik bir havadadır, diğeri 13. yüzyıl krallıklarının savaştığı tarihi bir havadadır ancak hepsinin temel işleyişi aynıdır. Genelde, bilgisayar ekranının üst kenarında rakip oyuncu, alt kenarında ise oyunu oynayan kişinin avatarları ya da diğer bir deyişle profilleri yer almaktadır. Ortada ise kartların dizildiği ve çarpıştığı, oyun dünyasının tabiriyle “battlefield(savaş alanı)” yer almaktadır. Sahip olunan kartlar farklı güçlere, özelliklere ve yeteneklere sahiplerdir.

Aynı zamanda kartlar birbirleri ile de farklı kombinasyonlarda birleşip daha güçlü saldırılarda bulunabilirler. Oyunda amaç kartlar tükenene kadar düşmana olabildiğince çok hasar vermek ve yok etmektir. Aynı zamanda her oyuncunun üzerinde bilgilerinin yer aldığı bir profil kartı vardır. İşte bu profil kartına yukarıda adını koyduğumuz ‘imtihan kimliği’ diyerek bu sembolik görsellerin gerçek hayattaki karşılıklarının ne olduğunu oluşturmaya başlıyoruz.

İnsan da hayatı boyunca şeytan ile böyle bir oyun içerisindedir. Kendinizi duvarları karamsarlığın sözcüsü olan grinin koyu bir tonuna esir düşmüş, içerisinde iki sandalye ve bir masa dışında herhangi bir nesnenin bulunmadığı kutu şeklinde bir odada hayal edin. Sandalyenin birinde siz diğerinde ise şeytan ya da şeytan olarak sembolize edebileceğiniz herhangi bir unsur oturuyor ve aranızda duran masanın üzerinde yukarıda bahsi geçen tarzda bir kart oyunu oynuyorsunuz. Ancak ne böyle bir odanın varlığından ne de rakibinizle böyle bir oyun oynadığınızdan haberdar değilsiniz. Oyunun içinde yaşıyor, sadece onu biliyorsunuz. Hayatın özetidir belki de bu. İki tarafın da kartları vardır. İnsanın kartları ilimdir, ferasettir, mütevazılıktir, liyakattir, sabırdır, Allah korkusudur. Şeytanın kartları nefistir, paradır, şandır, şöhrettir, cimriliktir, eğlencedir. Böyle uzar da gider. Gözlerini bu oyunun içine açar insan. İlk kartları güçsüz ve basittir. Ancak yaşı ilerledikçe değişir, gelişir bu kartlar. İmtihanlar değişir, gelişir çünkü. Oyunda her el yeni bir imtihandır. İmtihan şeytan ile insanın verdiği mücadeledir. Şeytan kurnazdır. Kartlarını oynamasını iyi bilir. Yeri geldi mi kartlarını birleştirip vuracağı darbeyi güçlendirmeyi, yeri geldi mi de rakibinin kartlarını ona karşı kullanmayı iyi bilir. Amansız bir mücadele baş göstermektedir. İnsanın ahvali nedir? Kah yenilir, üzülür, pişman olur, kah yener ve bir sonraki oyuna –imtihana- hazırlanmaya başlar. Kazanılan her oyun insanın hanesine işlenir, profiline, yani ‘imtihan kimliğine’ yazılır ve onun seviyesini artırır. Kaybedilen her oyun ise şeytanın zaferidir. Bu durumda insanın akıbeti çeşitlidir. Oyunda yaptığı hatalarından ders çıkarırsa profilindeki puanı kaybetmeden rövanş maçına çıkabilir. Ancak her zaman durum böyle olmayabilir. Bazen öyle bir darbe yer ki insan belki bütün belki de çoğu puanını yitirir, belki de sıfır noktasından bile aşağılara düşer. Oyundaki bütün ilerlemesini kaybeder. Bütün bir çöküştür bu onun için. İşte o an elinde sadece bir tek kartı kalmıştır. O da umut kartıdır. Allah’ın rahmetinden, merhametinden ümit kesilmez. Bu onun son hamlesidir. Umut kartını da yitirirse, artık oyunu oynamak için elinde bir sebep kalmayacaktır. Oyunu bitirme vakti gelmiş demektir bu. Ancak umut kartını kullanabilirse bu onun yeniden dirilişi olacaktır. İnsanın yeniden dirilmesi için ilk önce zelil duruma düşmesi gerekir der üstad Sezai Karakoç. Zelil duruma düşmüştür, şimdi ayağa kalkmak vaktidir. Ardından “Oyun henüz bitmedi.” nidası yükselir arşa doğru. Ve böylece bir oyun daha kazanılmış, bir seviye daha atlanmış olur

Bu şekilde sayısız oyun döner şeytanla insan arasında. Ta ki oyunun ‘Hakemi’ olan, oyuna ‘Hâkim’ olan ‘bitti’ diyene kadar. Affınıza sığınarak burada biraz durup konu dışı bir parantez açmak istiyorum. İmtihan kimliğinden ve bu kimliğe yazılan puanlar sayesinde seviye atlanmasından bahsetmiştik. Seviye, insanın olgunluğa erişme, kemale erme düzeyini gösterir. Bu gösterge aynı zamanda insanın karşılaştığı imtihanların zorluklarının da bir göstergesidir. Olgunlaştıkça imtihanlar da zorlaşır çünkü. Burada dikkat edilmesi gereken husus hiç kimsenin bir başkasının imtihanını küçük görmemesi gerektiğidir. Çünkü hiçbirimiz birbirimizin seviyelerini bilemeyiz. Dolaysı ile karşılaştığımız imtihanların hangi seviyeye tekabül ettiğini kestirmemiz de güç olur. Söz gelimi bir devlet başkanının ülkenin savaşa girip girmeyeceği konusunda karar vereceği bir durumda çektiği zorluk ile bir gencin hasretle çıkmasını beklediği bir video oyununu yaklaşan üniversite sınavına rağmen oynayıp oynamayacağı konusunda bir karar verirken çektiği zorluk aynı olabilir. Bu gencin verdiği imtihana da saygı duyulmalı, sadece ölümcül hastalıkları, trajik ölüm haberlerini zor imtihanlar olarak değerlendirmemeli, sürekli ellerini yıkama evhamı gibi basit görünen imtihanların da sahiplerini çok çetin acı ve zorluklarla yüzleştirebileceği gerçeğini görmeye çalışmalıyız. Örnekleri özellikle uç noktalardan seçmeye çalışmamız mevzunun daha rahat kavranması ve yanlış anlaşılmalara mahal verilmemesi niyetiyledir. Bu anekdotu da aktardıktan sonra parantezimizi kapatıp konumuza geri dönelim.

İnsanın boş bir odada şeytanla oynadığı kart oyunundan bahsediyorduk. Elbette her çağda olduğu gibi bu tür oyunlar insanı içine çekmek ve ondan alınan hazzı her saniye taze tutarak insanı oyunun içerisine hapsetmek üzere tasarlanmışlardır. Şeytan ile oynanan bu kart oyunu da böyledir. İnsanın kafasını kaldıracak bir saniyesi dahi olmaz. Bir oyun bittiği gibi diğeri başlar. O sandalyede saniye saniye büyür, olgunlaşır ve yaşlanır insan. Etrafımızı gözlediğimizde herkesin bir şekilde farklı imtihanlar içerisinde olduklarını görürüz. İnsan kendi uyanışını yakalayamadığı sürece bu imtihanlar onu bir ömür boyu oyalayacak kapasiteye sahiptir. Bunun için insanın kendini oyunun akıcı dünyasına bırakması yeterlidir. Ancak bir de aksi olan durum söz konusudur. O da şudur;

İnsanın kendini bu oyunun sarhoşluğundan, dalmışlığından çekip çıkardığı bir an vardır ki işte o an, insanın zamanı durdurduğu andır. Kafasını yavaşça bakınıp durduğu masadan kaldırır, oynadığı oyunun renkli ve ışıltılı dünyası yavaş yavaş gözlerini terk eder ancak ışıltının gözlerinde bıraktığı uyuşma da etkisini göstermeye başlamıştır. İçinde bulunduğu odanın karanlığına alışmaya çalışır bir müddet. Sonra döne döne bakınır odanın içerisine.

-Boş.

-Bomboş.

-Ama nasıl olur?

Nasıl daha önce böyle bir oda içerisinde olduğunu fark edemez? İşte bunun adı uyanıştır. Acılıdır, ıstıraplıdır uyanış. İçinden bir türlü çıkamadığı bu odada kapana kısılmıştır, nefes almakta zorlanır. Kafasını duvarlara çarpar durur ama bu uyanış bir kere yaşandı mı daha geri dönüş yoktur. Yeni doğmuş bir bebek gibi yanar ciğerleri. Gerçeğin elem verici azabını tatmıştır. Gitgide her şey netleşmeye başlar zihninde. Artık bir gerçek daha ruhunda kendi karşılığına ulaşmıştır. O da şu gerçektir ki; “Dünya hayatı ancak oyun ve eğlenceden ibarettir.” (Ankebut 29/64) Artık oyunun farkına varmıştır. Yeniden sandalyesine dönüp asıl yüzünü bizzat gördüğü şeytanın karşısına otururken hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağının farkındadır. Artık elinde, kendini oyunun içinde kaybolup gerçek olanla ilişiğini kaybetmeye başladığı zamanlarda yeniden uyandıracak ve hala o boş odanın içinde olduğunu hatırlatacak yeni bir kart, yeni bir koz, yeni bir yetenek kazanmıştır; zamanı durdurmak

Toplam Kullanılan Oy: 0
Tarih:Misafir Yazarlar

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir