Cizye ile ilgili ayeti hatırlatayaılm (Tevbe, 29). Fakat önce meallendirmede iki farklı yaklaşım olduğunu belirtelim:
- Düşmanın küçük düşürülmesi
- Düşmanın yenilmiş olması
Buna göre mealler şöyledir:
- “O kendilerine kitab verilenlerden oldukları halde ne Allaha ne Âhıret gününe inanmayan, Allah’ın ve Resulünün haram ettiğini haram tanımayan ve hak dinini din edinmeyen kimselere küçülmüş oldukları halde elden cizye verecekleri hale kadar harbedin.”
“Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslâm’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın.”
- “Ehl-i kitap’tan Allah’a ve âhiret gününe inanmayan, Allah ve resulünün yasakladığını yasak saymayan ve hak dine uymayan kimselerle, yenilmiş olarak ve kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın.” (https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Tevbe-suresi/1264/29-ayet-tefsiri)
Diyanet tefsirinde bu mealin gerekçesi şöyle ortaya konulmuştur:
“Âyetin ‘yenilmiş olarak’ diye çevirdiğimiz kısmı için değişik yorumlar yapılmıştır. Bunlar arasında, cizye mükelleflerinin küçük düşürülmesi anlamına ağırlık veren yorumlar bulunmakla beraber, bu anlayış birçok İslâm âlimi tarafından eleştirilmiş, gerek Resûlullah’ın tâlimat ve uygulamalarına gerekse Kur’an’ın ilkelerine aykırı bulunmuştur. Sağlam bilgi kaynakları da, müslümanların bu ilkeler ışığında gayri müslimlere ne kadar insanî muamele yaptıklarını ve onların da müslümanların bu âlicenap tavırlarına karşı duydukları hayranlığı ortaya koyan rivayetlerle doludur. Bazı Ehl-i kitap mensuplarıyla yapılan antlaşmalara Hz. Ömer tarafından onları tahkir edici hükümler konulduğuna dair rivayetler ise zayıf olup, Resûlullah’ın tatbikatı ve Kur’an’ın ilkeleriyle örtüşmemektedir (Derveze, XII, 114-118). İmam Şâfiî âyetin bu kısmını “hükme bağlanma ve boyun eğmeleri” şeklinde anlamıştır (Mehmet Erkal, ‘Cizye2, DİA, VIII, 42). Kanaatimizce âyetin bağlamı ve Hz. Peygamber’in tatbikatı ışığında Şâfiî’nin bu görüşünü şöyle açmak mümkündür: Burada vergi veren tarafın uyrukluğu kabul etmesi gerektiğine işaret edilmektedir.”
Bu metinden anlaşıldığına göre mezkur ayette “küçük düşürme” yoktur. Sadece “düşmanın yenilmiş olması”ndan bahsedilmektedir. Muhtemelen bunun arkasından bugün ayetin yanlış anlaşılmasına ve buradan yanlış sonuçlar çıkarılmasına yönelik kaygılar bulunmaktadır. Peki bu yorum doğru mudur? Elbette yorumdur ve doğru olma ihtimali vardır. Ancak şüphelerim var: Ayette “yenilmiş olarak” söylenmesinin lafza kattığı ilave bir anlam var mıdır? Düşman yenilir ya da yenilmez. Düşmanın yenilmesinden bahsetmenin bir anlamı var mıdır? Sadece cizye vermesinden bahsedilseydi yeterli olmaz mıydı? Cizye zaten düşman yenilince alınacak! Bu durumda sanki mana oturmuyor gibidir.
“Küçük düşürme” anlamı verilse bu sefer cizye mükelleflerinin İslam devleti vatandaşı olunca sanki onları küçük görme ve aşağılama gibi anlam ortaya çıkmaktadır. Zaten bu kaygıdan dolayı mezkur meal terkedilmiştir.
İşte tam da bu durumda şu noktanın göz önünde bulundurulması gerekir. Ayette savaştan bahsedilmektedir. Düşman barışa yanaşmayıp savaş isterlerse onlarla zelil olarak kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşılır! Savaşmak istedikleri için onların zelil edilmesine yönelik vurgu bir motivasyon kaynağı olur! Ancak her düşman ile illa savaşılması gerekmiyor. Düşman teslim olur, cizyeyi kabul edebilir. Bu düşman, sulh içinde İslam devletinde zimmi statüsünde bir vatandaş olarak yaşar. Bu durumda onların zelil düşürülmesi söz konusu değildir. Savaşan da teslim olan da sonuçta cizye verecektir, ama savaşan özellikle zelil kılınacaktır.
Sonuç yerine
Tevbe 29. âyetin yorumunda “küçük düşürme” ile “yenilgi kabulü” anlamları arasındaki tercih, sadece bir kelimenin meali meselesi değil, aynı zamanda İslâm siyaset teorisi, zimmet hukuku ve Kur’ân te’vili açısından önemli sonuçlar doğuran bir meseledir. Diyanet tefsirinde öne çıkan ve modern literatürde de yaygın biçimde benimsenen “zelil kılma/küçük düşürme” yerine “yenilgi kabulü” tercihi, özellikle İslâm’ın gayrimüslimlere yönelik tarihî uygulamalarının insânî boyutunu vurgulama kaygısını taşımaktadır. Bununla birlikte, metnin bağlamı ve lafzın semantik katmanları dikkate alındığında, bu tercih her soruyu çözmemektedir.
Her şeyden önce, âyette geçen وَهُمْ صَاغِرُونَ ifadesinin sadece “yenilmiş olarak” şeklinde çevrilmesi, metnin vurgulamak istediği ilave bir hususu zayıflatmaktadır. Zira “yenilgi” savaşın doğasında zaten vardır; dolayısıyla lafza özellikle yerleştirilmiş bu kayıt, sadece fiilî mağlubiyetin bildirilmesi için fazla görünmektedir. Bu da, klasik müfessirlerin çoğunluğunun kelimeye yüklediği “boyun eğme, hükme rıza, üstünlüğü kabul etme” anlamlarının tamamen dışlanamayacağını, bilakis âyetin siyak-sibakı içinde belirginleştiğini göstermektedir. Şâfiî’nin “hükme bağlanma ve boyun eğme” şeklindeki yorumunun, salt askerî mağlubiyet değil, siyasi otoritenin tanınması anlamına işaret ettiği anlaşılmaktadır. Bu yorum, tarihsel zimmet akitlerinin doğasıyla da uyumludur.
Bununla birlikte, “küçük düşürme” anlamının tarihsel-sosyolojik bir gerçeklik olarak tüm zimmîlere teşmil edilmesi de mâkul değildir. Nitekim İslâm devletleri tarihinde zimmîlerin ekonomik, kültürel ve idarî alanlarda çoğu kez müreffeh bir hayat sürdükleri, sistematik bir tahkîrin dinî bir ilke olarak yürürlüğe konmadığı bilinmektedir. Bu durum, “tahkîr” yorumunun kapsamının genişletilmesine karşı modern araştırmacıların ihtiyatlı tutumunu haklı kılmaktadır.
Bu noktada, yukarıda işaret edilen ayrım önemlidir: Ayetteki “zelil kılma” vurgusu, devletler arası çatışma bağlamına aittir; yani düşmanlığı sürdüren, barışa yanaşmayan ve savaş talep eden tarafın askerî-psikolojik olarak baskılanmasına yöneliktir. Bu vurgu, savaşmakta ısrar eden tarafa yönelik bir stratejik mesajdır; barışmayı seçip zimmet akdi ile topluma katılan kimselere yönelik daimi bir aşağılama politikası değildir. Dolayısıyla ifadenin kapsamı, savaşan düşmanın savaş alanındaki moral kırılması bağlamında anlamlıdır; zimmî statüsünde barış içinde yaşayan kimseler için değil.
Sonuç olarak, âyetin yorumunda iki uç yaklaşım da tek başına ikna edici değildir: Ne “küçük düşürme” vurgusu zimmî statüsünü aşağılayan daimî bir ilkeye dönüştürülebilir, ne de lafzın açık göndergeleri sadece “yenilmiş olmak” şeklinde indirgenebilir. Daha tutarlı olan, âyetteki ifadenin savaş bağlamına yönelik psikolojik-siyasi bir kayıt olarak değerlendirilmesi; barışa yanaşıp zimmet akdini kabul eden gayrimüslimlere uygulanacak kalıcı bir sosyolojik statüye işaret etmediğinin kabul edilmesidir. Böylece hem Kur’ân’ın üslubî bütünlüğü hem de Hz. Peygamber’in tarihsel uygulaması dikkate alınmış olur; ayrıca İslâm hukukunun zimmî statüsü üzerine inşa ettiği insanî çerçeve ile âyetin bağlamı arasında uyum sağlanır.
İlk Yorumu Siz Yapın