Böyle bir yazıyı yazmama bazı yerlerde gördüğüm “Hanefi hadis usulunu” ihya etme şeklinde dile getirilen bir takım düşünceler sebep oldu. Şimdiden görüşümü ortaya koyayım: Hanefi hadis usulü diye bir şey yoktur. Hadis usulü vardır. Hadis usulunun Hanefisi, Şafiisi, Hanbelisi bulunmamaktadır. Ama Hanefi hadis anlayışından, hadise yaklaşımından ve hadisçilerden ayrıldıkları noktalardan bahsedilebilir. Ona biraz sonra değineceğim. Tarihe baktığımızda Hanefilerin bir tane hadis usulü yazdığı görülmüş müdür? Bir Hanefi olan Aliyyu’l-Karî, Şafii bir muhaddisin eserini şerhetmiştir. Aynı şekilde yine bir Hanefi olan Leknevî, Zaferu’l-emanî adıyla yine Şafii olan bir alimin eserine şerhetmiştir.
Peki bu iddia neden ortaya çıktı? Şimdi görüşlerimizi maddeler halinde yazmaya çalışalım:
- Bu iddianın ortaya çıkışının iki sebebi olmalı: Biri Abdulmecit et-Türkmanî’nin, eserine Dirasât fi usuli’l-hadis fi menheci’l-hanefiyye adını vermiş olmasıdır. Buradan Hanefilere ait bir hadis usulunun olduğu sonucuna varılmıştır. Oysa bu kitap Hanefilerin fıkıh usulü kitaplarındaki dağınık bilgilerin toplanmasıdır. Dolayısıyla Hanefilerin hadis usulü denen şey aslında fıkıh usullerindeki hadis anlayışıdır. Fıkıh usullerinde hadisin ele alınış sebebi de bellidir: İctihat ve istinbat. Yani hadis usulü denen şeyin fıkıh usullerinde ele alınması içtihada yardımcı olması sebebiyledir. Bir anlamda burada fıkıh usulü amaç; hadis usulü araçtır.
- Hanefi hadis usulünden bahsedilmesinin bence daha önemli diğer sebebi selefilere cevap niteliğinde olmasıdır. Bu durumda bir anlamda “Hanefi hadis usulü” tepkisel bir dışavurum halini yansıtmaktadır. Selefilerin özellikle bazı sahih hadislerle amel etmemesi sebebiyle Hanefilere yüklenmesi Hanefileri “bizim de kendimize ait bir hadis usulumuz var, dolayısıyla sebepsiz amel etmiyor değiliz” şeklinde bir savunmaya itmiştir. Burada Hanefiler haklıdır, ancak bunu Hanefi hadis usulü diye ifade etmeye gerek yoktur. Hadis anlayışı, hadise farklı yaklaşım demek yeterlidir. Şayet edersek otomatik olarak akla Şafii, Hanbeli ve Maliki hadis usulü gelecektir, ki, böyle bir şey yoktur.
- Şafii, Hanbeli demişken bugün mevcut hadis usulunun Şafii hadis usulü olduğunu söyleyenler vardır. Az sayıda kişi de bugün ilahiyatlarda okutulan hadis usulunun Hanbeli hadis usulü olduğunu söyleyebilmiştir. Bunlar vakıayı izah etmekten uzaktır, sadece ayrılığı derinleştirir. Hadis usulü hadisçilerin veya ehl-i hadisin usuludur. Bir başkasının değil. Dikkat çekici değil mi? Şafii’nin hadis usulu denen şey haber-i vahid savunmasıdır ve ayrıca fıkıh usulunde ortaya konan şeylerdir. Aynen Hanefilerde olduğu gibi Şafii de hadis usulunu araç olarak kullanmıştır. Yine ilginç değil midir? Ahmed b. Hanbel tam bir hadisçi olmasına rağmen müstakil anlamda hadis usulü yoktur, kendinden sonra gelen Hanbelilerin de müstakil yazdıkları bir hadis usulü yoktur. Sebebini bilemiyorum, ama Ahmed b. Hanbel’in hadis dışında bir kitap te’lif etmeye sıcak bakmaması olabilir. Tam bir selefi yaklaşım… Şafii hadisin sıhhatinden emin olamadı zamanlarda veya sıhhatine vakıf olamadığı hadisler söz konusu olduğunda Ahmed b. Hanbel’e “siz hadisi, ricali bizden daha iyi bilirsiniz; bize sahih hadisi söyleyin onunla amel edelim demiştir. Ahmed b. Hanbel de ehl-i re’ye karşı acze düştükleri bir ortamda Şafii’den medet umarak “Biz (ehl-i hadis), İmam Şâfiî’nin meclisine oturuncaya kadar ‘umûm’ ve ‘husûs’u bilmiyorduk. Ona oturduğumuzda ise umûm ve husûsu öğrendik.” demiştir.
- Hadis usulü yazanların yüzde doksanı Şafiidir. Yüzde beşi Maliki; İbn Receb sayılırsa yüzde beşi de Hanbelidir. Peki hal böyleyken hiç kimsen aklına tarihte hadis usulü için “bu, Şafii usuludur” gelmiş midir? Örneğin, İbnu’s-Salah, Iraki, İbn Hacer hadis usulü yazdığında “bu, bir Şafii usuludur” muamelesi görmüş müdür? Kadı Iyaz el-İlma’ı yazdığında hiç kimsenin aklına “bu bir Maliki hadis usuludur” gelmiş midir? Gelmemiştir, çünkü Şafii, Hanbeli, Maliki hadis usulü diye bir şey yoktur.
- Hanefilerin hadis usulü denen şeyin yüzde sekseni haber-i vahidin daha güçlü delile karşı durumudur. Bu durumda Hanefiler kat’i ile zanni arasındai ilişkiyi sistemleştirmişlerdir. Bu ise tamamen fıkhî bir bakışçısıdır. Yanlış değil elbette de bu hadis usulü değildir. İmam Malik Medine amelini haber-i vahid karşısında geliştirmiştir. Bu, Malikî bir hadis usulü değildir, böyle bir şey yoktur. Bu tamamen fıkhî bir bakışaçısıdır.
- Haber mütevatir ve ahad diye ikiye ayrılır. (Hanefiler de üçe…) Mütevatir konusu hadis usulu kitaplarında yer almıştır. Ama hadis usulunun konusu olup olmadığı da tartışılmıştır. Gerçekten araştırmaya ihtiyaç duymayan mütevatir hadis usulu değil epistemik olarak kelamın konusu olmalıdır. O zaman şunu diyebiliriz: Mütevatir, asıl olarak hadis usulunun konusu değildir. Hadisçilerin ondan bahsetmesi belki bir yaklaşım, bir anlayış olabilir ama usul olmaz.
- Şunu düşünmek gerekmez mi? Fıkıh usullerine (özellikle Gazali’den sonra) mantık girmiş ve kıyas bahisleri çok geniş ele alınmıştır. Hatta buna lafzın delalet bahislerini de eklemek lazım. Bu durumda Hanefi mantık usulu, Şafii mantık usulu’nden bahsedilebilir mi? Hayır, mantık veya kıyas, fıkha ve ictihada yardımcı olsun diye ele alınmıştır. Yani usul-i fıkıh amaç, mantık araçtır. Ve mantık bir bütün olarak da usul-i fıkıhta ele alınmamıştır. Bu yüzden Hanefilerin mantık anlayışı vs. denilebilir ama Hanefiler mantık usulu veya Hanefilerde mantık ilmi denemez.
- Hadis usulü hadisçilerin yaptıklarına dayanır. Fıkıh usulündeki hadis bahisleri ise fıkıhçıların yaptıklarına dayanır. Hadisçilerin yaptığı birbirine bağlı iki önemli olgu vardır. Birinci olgu şudur:
a. Ravilerin cerh ve ta’dili
b. Rivayetlerin karşılaştırılması
İkinci olgu ise şudur:
Hadislerin sahih ve zayıf olduğunu tespit etmek.
Hanefilerin, Ebu Hanife’nin dahi bu işlerle uğraştığı görülmüş müdür? Bırakın Ebu Hanife’yi Şafii bu işlerle uğraş mıdır? Ebu Hanife veya Şafii’nin 5-10 kişiyi cerh ve ta’dile tabi tutması sistematik olarak bu işlerle ilgilendikleri anlamına gelmez. Fıkıh usullerinde Hanefiler, haber-i vahidi konu edinmişler ancak sahih hadisin üzerinde durmamışlardır. Hanefiler ınkıta üzerinde durmuşlardır. Ancak bu hiçbir zaman hadisçilerin durduğu gibi olmamıştır. Çünkü Hanefilerin bakışı fıkhidir. Fıkha araç olduğu kadardır. Onun için müstakil hadis usulü gelişmemiştir. Yine onun için Hanefiler dahi hadisçilerin hadis usulüne göre sahih dedikleri hadisleri dikkate almak zorunda kalmışlardır ve muhakkak bunlara ya cem ya nesh ya da tercih ile cevap vermişlerdir.
- Burada aklıma Tahavî geldi. Şafii iken Hanefi olmuştur. Ancak eserlerinin tümünde hadis değerlendirmeleri (haber-i vahid meselesi hariç) hadisçilerin değerlendirmesine göre olmuştur. Şafiiliği bıraktığında Hanefi hadis usulü diye bir şeye göre hareket etmemiştir. Onun için hadis, hadisçilere göre sahih olduğunda onu muhakkak dikkate almıştır. Hadisçiliğin gereği de budur. Benzer bir yaklaşım Leknevî’de de görülür. Mürsel vs. gibi bazı konularda Hanefi yaklaşımı hoş görse de esas olarak hadisçi bakış açına sahiptir. Çünkü Leknevî iyi bir hadisçidir.
- Şunu hiç düşündük mü? Akaid kitaplarında mestlere mesh gibi fıkhî bahisler vardır. Bunlar fer’i meseleler ise usulu’d-din, yani akaid kitaplarında be işleri vardır? Bunların varlığına bakarak kelam kitaplarında fıkıh da işleniyor diyebilir miyiz? kelam kitaplarında fıkhî meselelerin de ele alınabileceği söylenebilir mi? Asla! Kelam kitapları fıkhi meselelerin ele alındığı fıkıh kitapları değildir. Kelam kitapları fıkhi meseleleri kendi inanç esasları açısından ele almıştır. Yani onlar asıl değil, araç konumundadırlar. Amaç iman meselesidir. Şöyle ki: Fıkhi meselelerden maksat, meshin amelî yönünü beyan etmek değil; onun hükmüne inanmanın (itikad edilmesinin) gerekliliğini ortaya koymaktır. Zira mest üzerine mesh etmenin caiz olduğu hükmü, kesin delillerle sabittir. Bu hususta birçok âlim, ilgili hadislerin mütevâtir olduğunu açıkça ifade etmiştir. Dolayısıyla burada söz konusu olan, yalnızca amelî bir ruhsatın zikri değildir; aynı zamanda bu hükmün kesinliğinin vurgulanmasıdır. Bu sebeple, bu hükmü inkâr eden kimse –ona dair kat‘î delil bulunduğu için– küfre düşer. Ancak ikinci yön (yani amel etme yönü) farklıdır: Bir kimse mest üzerine mesh etmese, bu sebeple küfre girmez; çünkü bu, amelî (fer‘î) bir meseledir. (Said Fude’den yararlanılmıştır) Hadis meselelerinin fıkıh usulu eserlerinde yer alması da bunun gibidir.
- Bir Hanefi olarak Leknevi Zaferu’l-emani’de hadislerin sıhhatine dair hükmü kimin vereceğine temas eder. Onu paylaşmak istiyorum: “Fakih, mütekellim veya bir sufinin hadislerin sıhhatine dair görüşlerine itibar edilmez. Bu meselede yetki hadisçilere aittir. Çünkü evin içindekileri ev sahibi bilir.” Mesele bundan ibarettir. Elbette bir fakih bir hadis hakkında bir şey der, bu bir yaklaşım olur, usul olmaz. İlginç değil midir? Sufilerin (özellikle İbn Arabi ekolü) dahi hadislerin tashih ve taz’ifine dair şöyle böyle ifade ettikleri bir şeyler vardır. Şimdi onların bu yaptığı hadis usulü mudur?
Şunu belirtmem gerekir: Hadis usulu ümmetin ortak usuludür. Ümmetin her mezhepten aliminin ona hem etkisi hem de katkısı vardır. Ehl-i hadis mesela fıkıh yaklaşımından etkilendiği gibi ehl-i re’y de hadis yaklaşımından etkilenmiştir. Ehl-i hadis, çok fazla sened ve ravi ile ilgilendiğini sezince, metni ihmal ettiğini anlamış, böylece dengeyi sağlamak adına ehl-i hadisin fakihleri ortaya çıkmıştır. Aynı şekilde ehl-i re’y de, metne çok fazla odaklandığını anlayınca isnad ve ravi meselelerini, kısaca sahih hadis olgusunu ihmal ettiğini sezmiş ve böylece ehl-i re’yin muhaddisleri ortaya çıkmıştır.
Yukarıdaki tartışmalar ışığında ortaya çıkan temel gerçek şudur: Hanefilerin hadis usulü diye müstakil bir sistemi olmadığı kanaati bende ağır basmaktadır. Bu durumda mevcut olan yalnızca Hanefilerin hadislere fıkhî açıdan yaklaşımıdır. Hanefiler, hadisleri ele alırken esasen içtihad ve fıkhî istinbat amacı gütmüşler, hadis usulünü kendi başına bir disiplin olarak geliştirmemişlerdir. Dolayısıyla, Hanefilerin hadisle ilgili değerlendirmeleri, fıkhî meselelerde delil olarak hadise başvurmayı düzenleyen bir çerçevedir; oysa hadis usulü, hadisçilerin sahih ve zayıf hadisleri belirleme yöntemlerinden doğmuş olan bağımsız bir ilim alanıdır.
Sonuç olarak, “Hanefi hadis usulü” ifadesi tarihsel ve metodolojik açıdan yanıltıcıdır. Daha doğru olan, Hanefilerin hadise fıkhî bakışla yaklaşımı olduğunu vurgulamaktır. Bu yaklaşım, sahih ve zayıf hadisleri tespit etmek için hadisçilerin yöntemlerini referans alır ve kendi başına bir hadis usulü iddiası taşımaz. Böylece Hanefilerin hadis anlayışı, hadis ilminin evrensel çerçevesi içinde bir perspektif olarak değerlendirilmelidir; herhangi bir mezhebe özgü müstakil bir hadis usulü gibi sunulması doğru değildir.
Eyvallah hocam. İstifade ettik. Elinize sağlık