İçeriğe geç

CÜBBELİ, EFENDİ HAZRETLERİ, İNŞALLAH, ALLAH’IN KONUŞMASI VE HADİS DELİLİ

Malumunuz Cübbeli bir videosunda şöyle demişti: “Mahmut Efendi inşallah demedi. Çünkü Allah Teala tarfından konuştuğu zaman inşallah demez. Allah Teala inşallah demez ki! فبي ينطق فبي يسمع diyor. ‘Konuşan dili ben olurum’ demektir. Efendi hazretleri bazen inşallah derdi. Bazen demezdi. Ne zaman inşallah demedi, o iş Mevla’nın kelamı olarak dilinden sudur ediyor. Onun için inşallah demedi.”

Bir başka videosunda da yukarıdaki lafızların Buharî’de geçtiğini söylemektedir.

Peki burada geçen, hadis diye aktarılan ve delil getirilen ifadeler hadis kaynaklarında var mı? Buharî’de geçiyor mu bu hadis? Sahih mi?

Bu konuda şunları ifade edebiliriz:

 فبي يسمع فبي ينطق ifadesi sadece Hakim et-Tirmizi’in Nevadir’inde geçer ama rivayet senedsiz olarak nakledilmiştir. “Bir rivayette şöyle geçer” denilerek… Başka da bir yerde geçmez. Aşağıda İbn Teymiye’yi göreceğiz. Onun aktarımı biraz daha karışık. Ancak şunu ifade edelim ki,  muhtemelen İbn Teymiye mezkur sözleri  buradan almış, ancak kaynak belirtmemiştir. İbn Teymiye uslub olarak da Hakim gibi davranmıştır. Hakim et-Tirmizi’nin Nevadir’i hadis kaynağı olarak alt sıralarda yer alır. Senedsiz olmasından dolayı naklettiği rivayetin hadisin sıhhati açısından hiç bir değeri yoktur. Şimdi İbn Teymiye’nin naklini inceleyelim:

İbn Teymiye bu hadisi şöyle diyerek (Mecmu’u feteva, II, 371) nakleder:

كما في صحيح البخاري عن أبى هريرة عن النبي أنه قال: يقول الله تعالى: من عادى لي ولياً فقد بارزني بالمحاربة، وما تقرب إلي عبدي بمثل أداء ما افترضت عليه, ولا يزال عبدي يتقرب إلي بالنوافل حتى أحبه، فإذا أحببته كنت سمعه الذي يسمع به وبصره الذي يبصر به، ويده التي يبطش بها، ورجله التي يمشى بها، فبي يسمع وبي يبصر وبي يبطش وبي يسعى، ولئن سألني لأعطينه، ولئن استعاذني لأعيذنه، وما ترددت عن شاء أنا فاعله ترددي عن قبض نفس عبدي المؤمن يكره الموت وأكره مساءته ولابد له منه، فهذا أصح حديث روي في الأولياء

“Sahîh-i Buhârî’de Ebû Hureyre’den, Nebî’den rivayetle şöyle gelmiştir:) Allah Teâlâ buyurur ki: ‘Kim benim bir velî kuluma düşmanlık ederse, bana karşı savaş ilan etmiş olur. Kulum, kendisine farz kıldığım şeylerden daha sevimli bir şeyle Bana yaklaşamaz. Kulum nafilelerle Bana yaklaşmaya devam eder; ta ki onu severim. Onu sevdiğim zaman onun işiten kulağı olurum; onunla işitir, gören gözü olurum; onunla görür, tutan eli olurum; onunla tutar, yürüyen ayağı olurum. Benimle işitir, benimle görür, benimle tutar, benimle yürür. Benden isterse ona veririm; benden sığınırsa onu korurum. Yapacağım hiçbir şeyde tereddüt etmem; ancak mümin kulumun canını almakta tereddüt ederim. O ölümü istemez, ben de ona kötü gelmesini istemem; fakat onun için bu kaçınılmazdır.’”

Evet, İbn Teymiye hadisi Buharî’ye nispet etmektedir. Oysa Buharî’de bu ifade yoktur. Buharî’deki hadis şöyledir:

عن أبي هريرة رضي الله عنه قال : قال رسول الله – صلى الله عليه وسلم – : إن الله قال من عادى لي وليا فقد آذنته بالحرب ، وما تقرب إلي عبدي بشيء أحب إلي مما افترضت عليه ، وما يزال عبدي يتقرب إلي بالنوافل حتى أحبه ، فإذا أحببته كنت سمعه الذي يسمع به ، وبصره الذي يبصر به ، ويده التي يبطش بها ، ورجله التي يمشي بها ، وإن سألني لأعطينه ، ولئن استعاذني لأعيذنه 

Buharî’de فبي يسمع، وبي يبصر، وبي يبطش، وبي يسعى şeklindeki ziyade yoktur. İbn Teymiye’nin bu ziyadeyi Buharî’ye isnad etmesi açık bir hatadır. Bu durumu, “İbn Teymiye’nin maksadı, o ziyadenin lafız olarak Buharî’de olduğunu değil, aslının hadiste bulunduğunu beyan etmektir” şeklinde te’vil edenler vardır. Ancak bu te’vil gereksizdir. İbn Teymiye lafız olarak onları nakletmiş ve hata etmiştir.

İbn Teymiye Beyanu Telbisi’l-Cehmiye’de (s. 267) bu rivayeti izah yoluna gider:

“(Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:) ‘Kulum bana nafilelerle yaklaşmayı sürdürür; nihayet onu severim.’ Bu sözlerin tamamı bir açıklama ve beyan mahiyetindedir; çünkü Allah Teâlâ, kulun kendisi, onun organları ve güçleri değildir. Sonra şöyle buyurmuştur: ‘Onu sevdiğim zaman onun işiten kulağı olurum; onunla işitir, gören gözü olurum; onunla görür, tutan eli olurum; onunla tutar, yürüyen ayağı olurum. Benimle işitir, benimle görür, benimle tutar, benimle yürür. Benden isterse ona veririm; benden sığınırsa onu korurum. Yapacağım bir şeyde tereddüt ettiğim hiçbir şey yoktur; ancak mümin kulumun canını alma hususunda tereddüt ederim. O ölümü sevmez, ben de ona kötü gelmesini istemem; fakat onun için bu kaçınılmazdır.’ Bu ifadeler, ‘Ben onun işiten kulağı ve gören gözü olurum’ sözünden sonra ve ‘Benimle işitir, benimle görür’ ifadesiyle birlikte açıkça göstermektedir ki: ‘Benden isterse ona veririm, benden sığınırsa onu korurum’ buyruğu da bunu açıklığa kavuşturmaktadır. Bilinmektedir ki bu ifade, isteyen (soru soran/dua eden) ile kendisinden istenilen (dua edilen/iltica edilen) varlığın aynı olmadığını açıkça ortaya koyar.”

Şunu ifade etmemiz gerekir: İbn Teymiye bu rivayeti izah eder, fakat aynı İbn Teymiye Mecmu’u feteva’da bu ziyade için “sahih olmayan bir rivayette şöyle geçmektedir” diye ekler. Demek ki, ona göre bu rivayet sahih değildir. Ayrıca bundan anlaşılan o ki, bunun Buharî’de olduğunu da kabul etmemektedir. O zaman “Buharî’de geçen bir rivayette” neden demektedir? Keşke demeseydi! 

İbn Teymiye sahih olmayan bir rivayette diyor ancak bu rivayeti kimin naklettiğini belirtmiyor. Yaptığımız araştırmada bu rivayetin -yukarıda da dediğimiz gibi- Hakim et-Tirmizi’nin Nevadir’inde olduğunu tespit ettik. Hadis kaynağı olarak (tabii bu kaynak sıhhat değerlendirmesinde sonraki sıralarda yer alır) burada var ancak burada da senedli olarak nakledilmemiştir. Aynen İbn Teymiye’nin yaptığı gibi Hakim de “bir rivayette şöyle geçmiştir” diyerek bu ziyadeyi nakleder. Bu durumda Normalde İbn Teymiye’nin bu ziyadeyi Hakim’de gördüğü ama kaynak vermediği söylenebilir. 

Peki bu söylediklerimizden ne tür sonuçlar ortaya çıkmaktadır?

  1. فبي ينطق فبي يسمع ifadesinde senedsiz olarak Hakim et-Tirmizi’nin Nevadir’inde geçer. Başka herhangi bir kaynakta yoktur. Hakim, bu sözü senedsiz olarak nakletmiştir. 
  2. Muhtemelen İbn Teymiye, sözü Hakim’de görüp oradan nakletmiştir. Uslup da aynıdır: “Bir rivayette geçtiği üzere…” Ama İbn Teymiye’nin Hakim’den farkı hadisi sahih görmemesidir. 
  3. İbn Teymiye ayrıca bunu Buharî’ye nispet etmiştir. Ancak Buharî’de bu ifade olmadığı için hatalıdır.
  4. İbn Teymiye bunun Buharî’de olmayabileceğinin işaretini “hadisin sahih olmadığını” söyleyerek vermiştir.
  5. Cübbeli, bu rivayeti nerden almıştır? Hakim’den mi, hiç sevmediği İbn Teymiye’den mi? Bilemiyoruz. Onun için önemli olan ehl-i sünnet bir alimin kitabında geçmesidir. Sahih veya uydurma olması önemli değildir.
  6. Sonuç olarak hadis ilmi açısından böyle bir senedsiz rivayetin delil değeri yoktur. Hele bu tür akideyi ilgilendiren mevzularda kullanılması asla caiz değildir.

 

Kategori:Yazılar

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir