İçeriğe geç

ŞERİAT VE FIKIH ARASINDAKİ AYRIM

Günümüzde şeriat ve din arasını şu şekilde ayırmak yaygındır:

Şeriat dindir, değişmez. Fıkıh, beşerî içtihattır değişir.

Bence meseleyi bu şekilde ortaya koymak oldukça fazla bir genellemedir. Konunun biraz daha aydınlatılması gerekir.

Şöyle bir başlangıç yapsam nasıl olur: “Şer’i hüküm” diyoruz. Fıkhın tarifinde de geçer. Şer’i hüküm iki kısımdır:

  1. Şeriat olan şer’i hüküm: Dayanağını Kur’ân, Sünnet ve icmâ gibi (bunu aşağıda biraz açacağım) açık ve kat‘î nasslardan alan hükümlerdir. Bu tür hükümler değişime ve dönüşüme konu olmaz. Farzların vücûbu, haramların tahrîmi, şer‘an belirlenmiş had cezaları ve miras taksimine dair sabit oranlar bu kapsamdadır. Bunlar, zamanları ve nesilleri ıslah etmek üzere şeriat tarafından konulmuş temel esaslardır. Bu alanda değişebilecek olan, hükümlerin kendisi değil; ancak onların uygulanmasına ilişkin vasıta ve yöntemlerdir.
  2. İctihat olan şer’i hüküm: Dayanağını ictihâdî delillerden -maslahat, kıyas, örf ve âdet gibi unsurlardan- alan hükümlerdir. İşte değişim ve dönüşümün cereyan ettiği alan burasıdır. Bu tür hükümlerde esas olan; adaletin gerçekleştirilmesi, hakkın ikame edilmesi, maslahatların celbi ve mefsedetlerin def‘idir. Hükümlerin değişmesi de esasında, şâri‘in hedeflediği gayelere ulaştıran vasıta ve yöntemlerin değişmesinden ibarettir. Zira bu vasıta ve yöntemler çoğu zaman İslâm şeriatı tarafından ayrıntılı biçimde belirlenmemiş; bilakis her çağda en uygun ve en etkili olanın tercih edilmesi için açık bırakılmıştır.

Şimdi bunu biraz daha açmak gerekirse, şeriat, evet Allah’ın hükmüdür. Ama şeriatte de değişebilen şeyler vardır. Bunu Kur’an’ın öğrettiğinden ve Hz. Peygamber’in metodundan öğrenebiliriz. Şeriatın değişebilir yani değişmesini murad ettiği yandır. Ama bu hükümlerde değişen hükmün aslı değil, sadece uygulanmasıdır. O zaman burada değişim mutlak değil, arızidir. Hüküm sabittir ama bazen uygulamada esneme veya askıya alma söz konusu olabilir. Yani değişim, hükmün aslında değil, yöntem veya vasıtalarındadır. Mesela;

Domuz eti yemek haramdır, ama açlık varsa mubahtır.

Hırsızın eli kesilir, ama kıtlık yılında el kesilmez.

Hadlerin uygulanması şartlar yerine geldiğinde farzdır, ancak şüphe varsa hadler düşer.

Namaz farzdır, ama hastalığın ağırlığına göre hafifletilerek kılınabilir.

Ehl-i kitapla evlilik, müellefe-i kuluba zekattan pay gibi mübah alanlarda devlet başkanının tasarruf yetkisi vardır, ama mübah da olsa hükmün aslı bakidir.

Buna benzer olarak İslam devlet başkanı kadınları dövme şiddete dönüşmüşse, küçük kızlarla evlilik istismara başlanmışsa, dört kadınla evlilik Müslüman kadının aleyhine dönmüşse yasak koyabilir, ama hükmün aslı her zaman bakidir.

Makaside itibar edilir. Def’i mefsedet, celbi menfaatten evladır. Bunun birçok kuralı vardır. Ama hükmün aslı bakidir.

Mehri ücret olarak vermek asıldır. Ama bazen zaruretten ekonomik değeri olamayan şeyler de mehir olabilir. (Bu, benim kanaatimdir)

Bazen şeriat farklı da yorumlanabilir. Şeriattaki lafızların delaletinin ve  makasidin zanniliği, ayrıca farklı delillerin varlığı buna sebep olabilmektedir:

Sünnet olan diş temizliği midir, misvak kullanmak mıdır?

Sünnet olan hilali çıplak gözle gözlemek midir, astronomiden yararlanmak mıdır?

Ölüye Kur’an okumak caiz midir, sünnet midir?

Vitir, vacip midir, sünnet midir?

Burada delillerin ve onlara usulî yaklaşımın varlığı fark sonuçlar ortaya çıkarabilmektedir. Ama bunlarda dahi ittifaken ibadetin aslı vardır, ancak hükmünde ihtilaf edilmiştir.

Örnekleri artırmak mümkündür.

Fıkha gelince baştan şunu söyliyeyim: Fıkıh, bir yönüyle içtihattır, istinbattır. İctihat ve istinbat etmeyi alimlerden isteyen de Allah ve Resuludur. O halde fıkıh, dinî/şer’i bir faaliyettir. Dinin kendisi olmasa bile dinî bir icraattır.

Dinin kendisi değil dedim ama bir ihtiyat payı şarttır. Şöyle ki; fıkıh çok geniş bir yelpazeyi kapsar. Kati hükümler de zanni hükümler de, icmalar da içtihatlar da onun içindedir. Namazın, orucun, zekatın “farz” olmasını bile fıkıh üzerinde öğreniyoruz. O zaman fıkıh salt beşerî ictihadlardır diyebilir miyiz? Hayır! Fıkhın içinde ilahî hükümler de beşeri hükümler de vardır. O zaman şöyle demeliyiz, fıkhın beşerî hükümleri, yani içtihatlar din değildir, gerektikçe değişime her zaman açıktır. Ama ictihadlar dinidir.

Peki icmaların hepsi din midir? İcmalar kati olduğuna göre akla din oldukları gelebilir. Ama burada bazı ayırımların yapılması gerekir. İcmalar bile kendi içinde tasnife tabi tutulmalıdır. Şöyle ki:

  1. Kati icma: Ümmetin ittifakıdır. Buna mütevatir/fiilî icma da demek mümkündür. Bunun öncesinde ictihat yoktur.  Zarurat-i diniyeye tekabül eder. İnkarı küfürdür. 
  2. Meşhur icma: Ulemanın ittifakıdır. Bizzat nassa dayalı icmadır. Öncesinde ictihat vardır. İctihatlar ittifak etmiştir. Amel bakımından kati icma gibidir ancak inkarı küfür değil, bidattır. 
  3. Zanni icma: Ulemanın ittifakıdır, ancak bu, maslahat ve örfe dayalı bir ittifaktır. Yani öncesinde ictihat vardır ve bu ictihatlar ittifak etmiştir. Ama ictihatlar maslahat veya örfe dayalıdır. Maslahat ve örf değişirse bu icma da değişir. Değişebilir özelliğinden dolayı zanni adını vermişimdir. Yoksa icma ile zannı bir arada kullanmak abestir. Burada vurgum değişebilir özelliğine vurgu yapmaktır. Bunu terk etmenin hiçbir mahzuru yoktur.

O zaman denilebilir ki, icmalar içinde din olan ilk ikisidir. Üçüncüsü olan zanni icma din değildir. Ama dine dayalı olduğu için dinîdir. Aynen içtihatlar gibi… Bu icmalar da değişime açıktır.

SONUÇ

Şeriat ile fıkıh arasındaki ilişkiyi mutlak bir “değişmezlik–değişebilirlik” karşıtlığına indirgemek, hem kavramsal hem de usûlî bakımdan yeterince kuşatıcı bir yaklaşım değildir. Zira şeriat, her ne kadar ilahî vahye dayanan sabit bir alanı ifade etse de, bu sabitlik çoğu zaman hükmün özüne ve maksadına ilişkin olup, onun bütün uygulama biçimlerinin her zaman aynı kalacağı anlamına gelmemektedir. Nitekim nasslarda yer alan birçok hükmün uygulanması, şartlara, zaruret ve maslahat ilkelerine, ayrıca Hz. Peygamber’in tatbikatında görülen esnekliğe bağlı olarak farklılaşabilmektedir. Bu durum, hükmün aslının değişmesi değil, onun tahakkuk biçimlerinin değişmesi şeklinde anlaşılmalıdır.

Şeriatın sabit yönü ile değişken yönünü ayırt edebilmek, özellikle makâsıdü’ş-şerîa ve usûl-i fıkıh çerçevesinde mümkün olmaktadır. Zaruret, meşakkat, maslahat ve mefsedet gibi ilkeler, şer‘î hükümlerin tatbikinde esneklik alanı oluşturmakta; ancak bu esneklik, hükmün kökünü ortadan kaldıran bir dönüşüm değil, şartlara bağlı bir tatbik farklılığı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu çerçevede, hadlerin uygulanmasından ibadetlerin eda biçimlerine, kamu otoritesinin bazı mubah alanlardaki düzenleyici yetkisine kadar geniş bir alanda bu esneklik gözlemlenmektedir.

Fıkıh ise bu ilahî çerçevenin beşerî idrak ve istinbat faaliyetiyle anlaşılmasıdır. Bu yönüyle fıkıh, bütünüyle “din dışı” bir alan olarak nitelendirilemeyeceği gibi, bütünüyle “dinle özdeş” bir yapı olarak da değerlendirilemez. Çünkü fıkıh, hem nasslara dayanan kesin hükümleri hem de içtihada açık zannî alanları bünyesinde barındıran geniş bir ilim disiplinidir. Bu sebeple fıkhın değişmeyen yönü, doğrudan vahye ve kesin icmâya dayanan alanlar iken; değişebilir yönü, içtihat ve istinbata konu olan meselelerdir.

İcmâlar da bu bağlamda tek tip bir yapı arz etmemekte, kendi içinde derecelendirilmeyi gerektirmektedir. Kati icmâ, dinin zarurî alanına tekabül ederken; delile dayalı meşhur icmâlar daha çok amelî bağlayıcılık taşımakta; maslahat ve örfe dayalı zannî icmâlar ise değişen şartlarla birlikte yeniden değerlendirilebilmektedir. Bu durum, fıkhın dinî karakterini ortadan kaldırmamakta; aksine onun dinle irtibatlı fakat beşerî içtihat boyutuna açık bir alan olduğunu göstermektedir.

Netice itibarıyla, şeriat ve fıkıh arasındaki ilişkiyi katı bir ayrım yerine, sabit ilke ile değişken uygulama, vahiy ile insan idraki arasındaki tamamlayıcı bir ilişki olarak görmek daha isabetlidir. Böyle bir yaklaşım, hem şer‘î hükümlerin ilahî otoritesini muhafaza eder hem de tarihsel ve toplumsal değişim karşısında fıkhın canlı ve işlevsel kalmasını mümkün kılar.

Kategori:Yazılar

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir