Merhamet, İslam ahlâkının en merkezi kavramlarından biridir. Allah Teâlâ’nın “er-Rahmân” ve “er-Rahîm” isimleriyle kendisini tanıtması, rahmetin yalnızca bireysel bir duygu değil, aynı zamanda varlık düzenini kuşatan ilahî bir ilke olduğunu göstermektedir. Bu sebeple İslam medeniyeti, insanın yalnızca insana karşı değil; hayvanlara, bitkilere ve hatta bütün mahlûkata karşı sorumluluk taşıdığı bir ahlâk anlayışı geliştirmiştir.
Hz. Peygamber’in hayvanlara yönelik muamelesi de bu rahmet anlayışının somut tezahürüdür. Susuzluktan ölmek üzere olan bir köpeğe su veren kişinin bağışlandığını haber veren hadis, merhametin insan dışındaki canlıları da kuşattığını göstermektedir. Yine bir kediyi aç bırakarak ölümüne sebep olan kadının azapla tehdit edilmesi, hayvana eziyetin dinî ve ahlâkî bir suç olarak görüldüğünü ortaya koymaktadır.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus vardır: İslam’daki merhamet anlayışı, aklı ve adaleti ortadan kaldıran sınırsız bir duygusallık değildir. Rahmet, hikmetle birleştiğinde gerçek anlamına kavuşur. Bu sebeple İslam düşüncesinde hayvanlara merhamet esastır; fakat insan hayatını, toplum güvenliğini ve kamu düzenini tehdit eden durumların görmezden gelinmesi de doğru kabul edilmemiştir.
Bugün sokak köpekleri meselesi etrafında ortaya çıkan tartışmalar, tam da “merhametin siyasallaştırılması” denebilecek bir zeminde yürümektedir.
İslam Medeniyetinde “İnsan Olmayan Öteki”ne Merhamet
İslam düşüncesinde rahmet ilkesi yalnızca insan ilişkilerini düzenleyen bir ilke değildir. Sûfîlerden birinin kendi topluluğunu tarif ederken söylediği şu söz dikkat çekicidir:
“Onların şânı, konuşan ve susan bütün Allah mahlûkatına şefkat göstermektir.”
Bu yaklaşımın derinlerinde, insan dışındaki varlıklara karşı da ahlâkî sorumluluk taşıyan büyük bir medeniyet anlayışı bulunmaktadır. Hayvanlara, bitkilere ve hatta cansız varlıklara karşı bile hoyrat davranmamak, İslam ahlâkının temel karakterlerinden biridir.
Câhiz’in aktardığına göre bazı İslam düşünürleri, hayvanlara eziyet meselesinde şu ilkeye ulaşmışlardır:
“Hiçbir hayvana zarar vermek, onu eksiltmek veya ona acı çektirmek sana caiz değildir. Çünkü onun yaratılışı senin mülkün değildir.”
Bu yaklaşım, hayvanın yalnızca insanın kullanımına sunulmuş değersiz bir nesne olarak görülmediğini göstermektedir. İnsan, kendisini mutlak malik değil; emanetçi olarak görmek zorundadır.
Benzer şekilde Sâhib b. Abbâd’a zehirli olabileceği düşünülen bir içeceğin önce bir hayvan üzerinde denenmesi teklif edildiğinde bunu reddetmiş ve “Hayvan üzerinde deneme yapmak caiz değildir” demiştir. Bu tavır, hayvanın da ahlâkî dikkate layık bir varlık olarak görüldüğünü göstermektedir.
İmam Ebû İshak eş-Şîrâzî hakkında aktarılan bir rivayet de oldukça dikkat çekicidir. Yolda önüne çıkan bir köpeği sert şekilde uzaklaştırınca hocası onu şöyle uyarmıştır:
“Neden onu yoldan kovdun? Yol onunla senin aranda ortaktır.”
Bu yaklaşım, kamusal alanın yalnızca insana ait görülmediğini; diğer canlıların da yaşama hakkına sahip olduğunun kabul edildiğini göstermektedir.
İbn Arabî ise meseleyi daha da ileri taşıyarak insan ile diğer canlılar arasında bir “dostluk” ilişkisinden söz eder. Ona göre insanın gölgesinde dinlendiği bir ağacın bile suya ihtiyacı varsa, kişi imkânı ölçüsünde onu sulamalıdır. Çünkü rahmet, yalnızca fayda ilişkisine indirgenemez. (Bu örnekler için bk. https://hiragate.com/11876/)
Bütün bu örnekler göstermektedir ki İslam medeniyeti, hayvanlara karşı merhameti yüksek bir ahlâk ilkesi olarak görmüştür. Fakat bu merhamet anlayışı hiçbir zaman insanı değersizleştiren veya toplumsal düzeni yok sayan bir noktaya taşınmamıştır.
Sokak Köpekleri Meselesi ve Merhametin Siyasallaştırılması
Bugün tartışılan mesele sahipli köpekler değil, başıboş sokak köpekleri olgusudur. Sokak köpekleri tartışması, Türkiye’de yalnızca bir hayvan hakları meselesi olmaktan çıkmış; ideolojik ve siyasî kimliklerin sembolü hâline gelmiştir. Böylece mesele, akıl ve kamu güvenliği temelinde tartışılamamakta; duygusal sloganlar üzerinden yürütülmektedir. Köpek meselesinin iki boyutu vardır: Başıboş Sokak Köpekleri ve Evcil Hayvan Köpekler meselesi
Başıboş Sokak Köpekleri Problemi
Başıboş köpek saldırıları sonucunda insanların yaralandığı, hatta çocukların hayatını kaybettiği vakalar artık münferit olmaktan çıkmıştır. Bu durumda devletin temel görevi, insan hayatını korumaktır. Kamu güvenliği, romantik söylemlere feda edilemez.
Ancak bu mesele dile getirildiğinde çoğu zaman şu slogan öne çıkarılmaktadır:
“Onlar da can.”
Elbette onlar da candır. Fakat insan hayatı ile kontrolsüz sokak hayvanı popülasyonu arasında bir tercih yapılması gerektiğinde öncelik insan güvenliği olmak zorundadır. Merhamet, tehlikeyi inkâr etmek değildir.
Burada dikkat çekici olan başka bir nokta da şudur: Aynı hassasiyet çoğu zaman diğer hayvan türleri için gösterilmemektedir. Onlar hiç gündeme bile girememektedir. Bu durum sokak köpekleri olgusunun belirli bir kültürel ve siyasî sembole dönüştürüldüğünü göstermektedir. Böylece mesele hayvan sevgisinin ötesine geçmekte, kimliksel bir pozisyon hâline gelmektedir.
Ayrıca sokak hayvanları ekonomisi etrafında oluşan ticari alanlar da göz ardı edilmemelidir. Mama sektörü, belediye ihaleleri ve çeşitli ekonomik ilişkiler, meselenin çözülmesini zorlaştıran unsurlar arasında yer almaktadır. 27 milletvekilinin mama fabrikası olduğu dile getirilmektedir. Bir belediye başkanı köpekleri bekçi yapmak suretiyle işçi statüsüne alabileceğini söyleyebilmektedir. Avrupa ayağının bu meseledeki rolü ise henüz meçhuldür. Böylece “merhamet söylemi”, zaman zaman ekonomik çıkarların ve siyasî pozisyonların aracı hâline gelebilmektedir. Bu durum aklın gereği olarak tartışılamamakta, salt bir muhalefet aracına dönüştürülmektedir.
Evcil Hayvan Kültürü ve Aile Kavramının Dönüşümü
Meselenin ikinci boyutu ise evcil hayvan kültürünün geçirdiği dönüşümdür. Modern şehir hayatında bazı insanlar köpekleri yalnızca evcil hayvan olarak değil, adeta çocuk yerine konumlandırmaktadır. Artık reklamlarda köpek “oğul” yerine konulmakta “oğulcuğum” denilerek sözde merhamet gösterilmektedir. “Ben onun annesiyim, ben onları doğurdum” gibi ifadeler, bu dönüşümün dikkat çekici örnekleri olarak yaygınlaşmaktadır.
Burada sorun, hayvan beslemek değildir. İslam geleneğinde hayvan beslemek, onları korumak ve ihtiyaçlarını gidermek meşru ve hatta güzel görülen davranışlardır. Sorun, insan ilişkilerinin yerini hayvan ilişkilerinin almaya başlamasıdır.
Modern bireycilik, aile kurumunu zayıflatırken insanın sevme ve ait olma ihtiyacını farklı alanlara yönlendirmektedir. Evcil hayvanlar da bu boşluğu dolduran psikolojik araçlardan biri hâline gelmektedir. Böylece hayvan sevgisi, bazen insanî ilişkilerin alternatifi gibi sunulmaktadır.
Bu durum, yalnızca bireysel bir tercih değil; aynı zamanda modern kültürün ürettiği yeni bir hayat tasavvurudur. Çocuk yetiştirmenin sorumluluğundan kaçınan fakat sevme ihtiyacını canlı tutmak isteyen birey, bu sevgiyi hayvan üzerinden tatmin etmeye yönelmektedir.
Dolayısıyla burada yalnızca “hayvan sevgisi” değil, insanın aile, çocuk ve sorumluluk anlayışında meydana gelen dönüşüm de tartışılmalıdır.
Sonuç
İslam’ın rahmet anlayışı, bütün mahlûkata şefkati emreder. Hayvana eziyet etmek ahlâkî bir suçtur. Ancak merhamet, aklı ve adaleti dışlayan bir duygusallık değildir. İnsan hayatını tehdit eden bir problemi görmezden gelmek de gerçek merhamet değildir.
Bugün sokak köpekleri meselesi etrafında oluşan tartışmalar, büyük ölçüde siyasallaşmış durumdadır. Bir tarafta güvenlik kaygıları tamamen değersizleştirilirken, diğer tarafta hayvan sevgisi insan merkezli bütün değerleri yok sayacak şekilde aşırılaştırılabilmektedir.
Oysa ihtiyaç duyulan şey, ne hayvana düşmanlık ne de insanı ikinci plana atan romantik bir hayvan kültüdür. Gereken şey, İslam medeniyetinin teklif ettiği dengeli rahmet anlayışıdır: Hayvana merhamet eden, fakat insanı da koruyan hikmetli bir denge…
İlk Yorumu Siz Yapın