İçeriğe geç

RAZÎ’YE GÖRE NAKİL HEP ZANNÎ BİLGİ Mİ İFADE ETMEKTEDİR?

Kelam tarihinde Eş’arîlerin akıl-nakil konusundaki bakış açılarının dönemsel olarak birçok merhalelerden geçtiği görülür. Bizzat Eş’arî’nin ikinci döneminde ve Eş’arî kelamının sistemleşmesinde büyük emek sahibi olan Bâkıllânî’nin zamanında akıl-nakil arasında bir tür dengenin korunduğu söylenebilir. Cüveynî ve ondan sonra gelen Eş’arî kelamcılarda Mûtezile’nin “asıl-fer’” konusundaki anlayışının tesiriyle, akıl kefesi nakle karşı ağır basmaya başlamıştır. Akıl asıl; nakil ise fer’ olarak kabul edilmiş, naklî delillerin çeşitli dile dayalı sebeplerden dolayı katiyet ifade etmeyip zan ifade ettiği görüşü yaygınlık kazanmıştır. Naklî delil, kesinlik ifade etmesi için akıl ve aklın prensipleriyle çelişmemesi gerekir. Mûtezile’nin etkisiyle gelişmiş olan bu ilke, Eş’ar’ilerin cumhuruna göre kabul görür ve naklî deliller dilin yapısından kaynaklanan çeşitli sebeplerden dolayı zan ifade etmesi yönüyle kesin bilgi ifade etmez.

Bir Eş’arî olan Razî aklın asıl oluşunu biraz daha ileriye taşıyarak ancak nakli delilin kesin olması için şu on durumun kesinliğe ulaşması gerektiğini belirtmiştir:

a) Nakli delillerin (Kur’an ve Sünnet) teker teker lafızlarının kesin olması gerekmektedir.

b) Onların cümle içinde yerlerinin, yani îrablarının doğru bilinmesi gerekmektedir.

c) Çekimlerini rivayet edenlerin yanlış yapmamış olması gerekmektedir.

d) Lafzın müşterek olmaması, yani lafzın hakiki anlamının birden fazla olmaması gerekmektedir.

e) Lafızlarının mecaz anlamlarının olmaması gerekmektedir.

f) Zaman ve şahıslara tahsis edilmemeleri gerekmektedir.

g) Zamir kullanılmaması gerekmektedir.

h) Metnin içinde takdim ve tehir olmaması gerekmektedir.

ı) Nesh olmaması gerekmektedir.

i) Aklî bir itirazın bulunmaması gerekmektedir.

Kısaca ifade etmek gerekirse bu görüşün iki sonucu olmuştur:

a. Şeriatta akıl asıldır. Bundan dolayı âlemin hudûsu (sonradan yaratılması), Allah’ın varlığı, kudreti, ilim ve iradesi, peygamberler göndermesi ve dilediği şekilde kullarına tekliflerde bulunması gibi meselelerin bilinmesi aklîdir. Bu meseleler, ancak akılla ispat edilir, sem’ ile idrak edilmesi muhaldir. Eğer sem’ ile ispat edilmeye kalkılırsa kısır döngü olur. Sem’î delillerle Allah’ın varlığına ve sıfatlarına ilişkin, ayrıca nübüvvetin sıhhatine bağlı olan bütün Kelâmî konularda istidlâl sahih değildir. Aksi taktirde akıl, fer’ durumuna düşer.

b. Dilin tabiatının problemlerinden dolayı şer’î nasların manaları üzerinde olan delâletleri çoğunlukla zannîdir. Aynı şekilde zannî yolla rivâyet edilmiş olan âhad hadisler de bu yargıdan farklı değildir. Bundan dolayı zan ifade eden naslarla yakîn hâsıl olmaz. Bu konuda akıl ve onun prensiplerinin öncülüğüne ihtiyaç vardır.

Tam da bu noktada şu soru aklımızı kurcalamaktadır: Razî, acaba nakli hep zannî mi görmektedir? Ona göre nakil zannî bilgi mi ifade etmektedir? Kesin bilgi sadece akılla mı hasıl olmaktadır? Şu soruyu da burada sormak lazım: Akıl, sadece kat’î bilgi mi vermektedir? Akılda zannî bilginin yeri yok mudur?

Bunlara yine Razî’nin dilinden cevap vermeden önce şunu ifade edeyim: Özellikle müteahhir dönemde kelamcılar itikadî meselelerde akla ciddi olarak vurgu yapmışlardır. Fıkhî/amelî meseleler nispeten zannî deliller ile sabit olsa da aynı şeyi itikadî hükümler için söylemek mümkün değildir. İtikadî hükümler kesin bilgi ile sabit olur. Böyle olmakla birlikte amelî hükümler içinde kat’î bilgiye dayananlar da vardır elbette. Onun için yukarıdaki on durumun elenmesi gerekmektedir. Ayrıca bu on duruma baktığımızda sadece aklî veya itikadî hükümlerle ilgili değil, fıkhî/amelî hükümleri de içerdiğini söyleyebiliriz. Zira nesh olmaması gerekir denilmektedir. İtikadî hükümler arasında nesh cari olmaz.

Buradan şöyle kelamcıların şöyle bir genel kaideye ulaştıkları da söylenebilir: Naklin doğruluğu ancak akılla bilinir. Selef döneminde belki nakle göre hareket edilmekte, fazla bir yorum yapılmamakta, nakle teslim olunmaktadır. Ama kelam döneminde artık bu durum ortaya çıkan yeni ve kompleks ihtiyaçları karşılayamamakta, aklın rehberliğine başvurulmaktadır. Naklin doğruluğu ancak aklın süzgecinden geçtikten sonra bilinir olmaktadır.

Gelelim az önce sorduğumuz sorulara… Razî, akıl-nakil ilişkisini şu şekilde belirlemiştir:

Razî’ye göre kat’î-aklî delil ile nakli delil çelişirse şu süreçler takip edilerek bir formül bulunur:

1. Çelişme durumunda akıl ve nakil birlikte tasdik edilirse, bu iki zıddın tasdiki olur ki, muhaldir.

2. Akıl ve nakil birlikte tekzib edilirse, bu iki zıddın tekzibi olur ki, muhaldir.

3. Naklin zahiri tasdik, akıl tekzib edilebilir. Bu, nakli doğrulamak için aklı cerhetmek anlamına gelir ki, akıl ve naklin birlikte cerhine götüreceğinden dolayı batıldır.

4. Naklin zahiri tekzib, akıl tasdik edilebilir. Ki, bu da batıldır.

Bu dört kısım da batıldır. Geriye kat’î-akl’i delilin gereğini yapmaktan başka bir şey kalmaz. Bu durumda naklî deliller;

a. Ya sahih değildir.

b. Ya da sahihdir, ancak zahirleri murad değildir. Zahirleri murad değilse, iki şey yapılabilir:

I. Ya te’vil edeceğiz.

II. Ya da te’vili mümkün değilse bu konudaki bilgiyi Allah’a havale edeceğiz. Razî’ye göre tüm müteşabihler hakkında uygulanacak küllî kaideler bunlardır. (Esasu’t-takdis, Kahire, 1986, s. 220)

Yukarıdaki dört durumu şöyle özetleyebiliriz:

1. Kat’î aklî delil ile zannî nakli delili çelişirse kat’î akli delil alınır, zannî nakli delili te’vil edilir.

2. Kat’î nakli delil ile zannî akli delil çelişirse, kat’î nakli delil, zannî akli delil te’vil edilir veya terkedilir.

3. Zannî akli delil ile zannî nakli delil çelişirse, başka karinelerle tercih yoluna gidilir.

4. Kat’î aklî delil ile kat’î nakli delil çelişirse, ki, çelişmesi mümkün değil. Zira iki kat’i çelişmez.

Eğer durum böyleyse, yukarıdaki sorulara cevap olarak şunları söyleyebiliriz:

Razî, hep aklî delili esas almamaktadır. Zira o, aklın kat’i ve zannî hüküm verebileceğini bilmektedir. Bu durumda bir kere aklın zannî hükümlerini devre dışı bırakmak gerekmektedir. O zaman esas olan aklın kat’î hükümleridir. İşte aklın kat’i hükümlerine aykırı bir nakli delil varsa bu delil ya sahih değildir ya da sahihse te’vil edilmek durumundadır. Buna göre yukarıdaki on durumu şöyle anlamalıyız: Aklın kat’i hükümleri var. Buna burhanî delil de diyebiliriz. Ancak naklin zahiri buna aykırı olmaktadır. Nakil, dile dayalı olduğu için dil kendi içinde zanniliği barındırmaktadır. Nakli, bu zannilikten kurtarmak için mezkur on durumun elenip süzgeçten geçirilmesi gerekir. Bu on durumu başarıyla geçen bir nakil kat’i bilgi ifade edecektir. Buradan ortaya çıkmaktadır ki, Razî, nakli zannilik içinde bırakmamaktadır. Onun derdi, nakli zannilikten nasıl kurtarabiliriz, sorusuna cevap aramaktır. Evet, nakil görünüş itibariyle dilden dolayı zan ifade etse de çeşitli aşamalardan geçirilip kat’îliğe ulaşmak mümkündür.

Tarih:Yazılar

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir