İçeriğe geç

VARLIK VE AÇIĞA ÇIKIŞ: İBN ARABÎ İLE MARTİN HEİDEGGER ARASINDA

Kerim Vecdi’den çeviridir. (https://www.facebook.com/profile.php?id=100071252139656)

Muhyiddin İbn Arabî ile Martin Heidegger arasında tarihsel ve felsefi bakımdan çok büyük bir mesafe bulunmasına rağmen, şu soru etrafında verimli bir karşılaştırma yapmak mümkündür: Varlık insana nasıl görünür? Var olan nasıl açığa çıkar?

  1. İbn Arabî’de Varlık: Hak Varlık ve Tecellî

İbn Arabî’ye göre varlık, hakikati itibarıyla Allah’a aittir; mevcutlar ise bu varlığın tecellileri ve görünüşleridir. Hak, mevcutlardan herhangi birine indirgenemez; aksine varlığın aslı ve kaynağıdır.

Buradan hareketle varlık, tecellî kavramıyla ilişkilidir. Hak, kendisini âlemdeki suretlerde açığa çıkarır ve insan da bu tecellîyi kendi istidadına göre idrak edebilir.

Bu sebeple İbn Arabî’nin genel düşünce projesi açısından âlem Hakk’ın aynasıdır; Hak da âlemde kabiliyet ve istidada göre görünür.

Dolayısıyla buradaki açığa çıkış, yalnızca aklî bir bilgi değildir; sürekli yenilenen ilahî bir zuhur ve görünmedir.

  1. Heidegger: Varlık, Var Olan Değildir

Heidegger temel bir ayrımdan hareket eder:

Varlık (Sein) ← ve var olan (Seiendes).

İnsan genellikle şeylerle onları var olanlar olarak ele alarak ilişki kurar: masa, insan, ağaç, devlet, fikir… Fakat daha derindeki şu soruyu unutur:

Bir var olanın var olması ne anlama gelir?

Heidegger’e göre Batı felsefesinin tarihi, var olanlarla fazlasıyla meşgul olmuş ve böylece bizzat varlık sorusunu unutmuştur.

  1. Heidegger’de Açığa Çıkış

Heidegger, Yunanca ἀλήθεια (alētheia) kavramıyla bağlantılı olan Unverborgenheit kavramını kullanır. Bu kavram, hakikati yalnızca “gizlenmemişlik” veya “açığa çıkmışlık” olarak ele alır.

Hakikat yalnızca bir önermenin gerçekliğe uygun olması değildir. Aynı zamanda var olanın gizli veya örtülü durumdan açığa çıkmış duruma geçmesidir.

Varlık, önümüzde duran bir nesne olarak görünmez; insanın içinde bulunduğu dünyanın açılımı içerisinde açığa çıkar.

Burada Dasein kavramının önemi ortaya çıkar. İnsan, varlık sorusunun kendisine açıldığı ve varlığın anlamını sorgulayabildiği varlıktır.

  1. Kesişme Noktası: Varlık Sadece Bir “Şey” Değildir

Burada önemli bir felsefi yakınlık görülebilir:

İbn Arabî:

Hak varlık, mevcutlar arasında yer alan sıradan bir mevcut değildir; bütün görünüşlerin kaynağıdır.

Heidegger:

Varlık, mevcutların yanında bulunan başka bir mevcut değildir; mevcutların mevcutlar olarak anlaşılmasını mümkün kılan şeydir.

Dolayısıyla her ikisi de kendi yöntemleriyle varlığı bir şeye dönüştürmeye karşı uyarıda bulunur.

  1. Fakat Temel Fark

Bununla birlikte iki düşünce projesini birbirine eşitlememek gerekir.

İbn Arabî’de açığa çıkış öncelikle ilahî tecellî ile ilişkilidir. Hak tecellî eder, âlem bu tecellînin alanıdır ve ârif de varlığın çoklu görünümleri içerisinde Hakk’ı keşfeder.

Heidegger’de ise açığa çıkış, tasavvufî anlamda bir “ilahî tecellî” değildir. O, var olanın varlık ufku içerisinde açığa çıktığı ontolojik bir olaydır.

Kısaca ifade edersek:

İbn Arabî’de: Varlık tecellîdir.

Heidegger’de: Varlık açığa çıkıştır.

Ancak daha derindeki fark şudur: İbn Arabî’nin tecellî anlayışı metafizik-irfanî ve ilahî bir ufka sahipken, Heidegger’in açığa çıkış anlayışı ontolojik bir ufka sahiptir ve varlık sorusunu yeniden açmayı, onu mevcutlara indirgemekten kurtarmayı amaçlar.

  1. İbn Arabî ve Heidegger’de İnsan

Burada oldukça derin bir karşılaştırma ortaya çıkar.

İbn Arabî’de insan, ilahî isim ve sıfatların tecellîlerini kuşatıcı biçimde yansıtabilecek insan-ı kâmildir.

Heidegger’de insan ise Dasein, yani varlığın kendisine açıldığı ve varlığın anlamı hakkında soru sorabilen varlıktır.

Buna göre:

İbn Arabî’de insan-ı kâmil = tecellînin kemale erdiği mahal.

Heidegger’de Dasein = varlık sorusunun açıldığı mahal.

  1. Tecellîden Açığa Çıkışa

Bu karşılaştırma tek bir felsefi cümleyle şöyle ifade edilebilir:

İbn Arabî şu soruyu sorar: Hak varlık mevcutlarda nasıl tecellî eder?

Heidegger ise şu soruyu sorar: Varlık, insanî varlık için nasıl açığa çıkar?

Birincisi ilahî tecellîden dünyaya doğru hareket ederken, ikincisi insanın dünyaya açılmasından varlık sorusuna doğru ilerler.

Bu nedenle aralarındaki karşılaştırma, Heidegger’in İbn Arabî’den etkilendiğini kanıtlamaya çalışmadığımız sürece oldukça verimli hâle gelir. Daha doğru yaklaşım, onları görünme ve gizlenme, hakikat ve varlık konusunda iki farklı tasavvurun karşılaştırılması olarak ele almaktır.

Sonuç

İbn Arabî’de varlık feyiz ve tecellî, hakikat ise irfanî keşif niteliğindedir.

Heidegger’de ise varlık açığa çıkış, hakikat de alētheia, yani gizlenmişlikten çıkıp açığa çıkma olarak anlaşılır.

İkisi arasında şu ortak ve derin soru öne çıkar:

Varlık, hakkında bilgi sahibi olduğumuz bir şey midir, yoksa bize açığa çıkan bir hadise midir?

Kategori:Yazılar

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir