Yeni bir şey öğrendim. Şu ana kadar İmam Malik’in sıfatlar konusunda teslim/tefviz ehli olup te’vil yapmadığını biliyordum. Ancak bir yazıya denk geldim. Aksine İmam Malik’in te’vil ettiğini ispatlamaya çalışıyordu. İlgi çekici olduğu için sizlerle paylaşmak istedim. Sonunda da bir değerlendirmem var.
İMAM MÂLİK’İN NÜZÛL HADİSİNİ TEVİL ETTİĞİNİN SABİT OLUŞU
İmam Mâlik’ten (Allah ondan razı olsun), nüzûl hadisini rahmetin inmesi şeklinde tevil ettiği sahih olarak nakledilmiştir. Bunu İmam Nevevî, Sahîh-i Müslim Şerhi‘nde şöyle ifade eder:
“İkinci görüş ise kelâm âlimlerinin çoğunluğunun ve Selef’ten bazı grupların mezhebidir. Burada bu görüş Mâlik ve Evzâî’den de nakledilmiştir. Buna göre bu tür naslar, bulundukları bağlama uygun şekilde Allah’a layık bir anlamla tevil edilir. Bu hadisi iki şekilde tevil etmişlerdir:
Birincisi, Mâlik b. Enes ve başkalarının tevili olup manası şudur: Allah’ın rahmeti, emri ve melekleri iner. Nitekim ‘Sultan şunu yaptı.’ denildiğinde, onun emriyle bunu yardımcılarının yaptığı kastedilir.
İkincisi ise bunun istiare yoluyla söylenmiş olmasıdır. Buna göre anlamı, dua eden kullara icabet ve lütufla yönelmesidir.”
İmam Nevevî’nin sözü burada sona ermektedir.
Ayrıca Mâlikî âlimlerinden, hicrî 444 yılında vefat eden kıraat imamı Ebû Amr ed-Dânî, er-Risâletü’l-Vâfiye (s. 23, Dârü’l-Basîra baskısı) adlı eserinde nüzûl hadisi hakkında şöyle demektedir:
“Allah hiçbir sınırla, keyfiyetle, intikal veya yer değiştirme ile vasfedilmez. Ashabımızdan bazıları şöyle demiştir: ‘İnen, Allah Teâlâ’nın emridir.’ Bunun delili olarak da Yüce Allah’ın şu ayetini zikretmiştir:
‘Allah yedi göğü ve yerden de onların benzerini yaratmıştır. Emir onların arasında iner durur.’ (Talâk, 65/12)
Aynı görüş Habîb vasıtasıyla İmam Mâlik b. Enes’ten de rivayet edilmiştir.”
Yine Hâfız İbn Abdilberr, et-Temhîd adlı eserinde şöyle demektedir:
“Muhammed b. el-Cebelî -ki Kayrevan Müslümanlarının güvenilir kişilerindendi- bize rivayet etti. Dedi ki:
Câmi’ b. Sevâde Mısır’da bize rivayet etti.
O da Mutarrif’ten,
o da Mâlik b. Enes’ten nakletti ki kendisine şu hadis soruldu:
‘Allah her gece dünya semasına iner.’
Bunun üzerine Mâlik:
‘İnen O’nun emridir.’ dedi.
Mâlik’in -Allah ona rahmet etsin- söylediği gibi olması da mümkündür. Yani rahmeti, affı ve duaya icabet hükmü iner. Bunların tamamı O’nun emrindendir. Bunların en çok gerçekleştiği vakit de budur. En doğrusunu Allah bilir.”
Bu rivayetin senedi İmam Mâlik’e kadar sahihtir. Rivayet zinciri şu şekildedir:
- Muhammed b. Ali el-Cebelî el-Kayrevânî,
- Ebû Süleyman Câmi’ b. Sevâde el-Mısrî’den,
- o da İmam Mâlik’in talebesi Mutarrif b. Abdullah’tan nakletmiştir.
Rivayet Zincirindeki Râviler
- Muhammed b. Ali el-Cebbelî
Kendisinin güvenilir (sika) olduğu kabul edilmiştir.
İbn Abdilberr et-Temhîd‘de onun hakkında şöyle der:
“Kayrevan Müslümanlarının güvenilir kimselerindendi.”
Bu kişi, Bağdatlı şair Muhammed b. Ali el-Cebelî değildir. Söz konusu şairi Hatib el-Bağdadi Târîhu Bağdâd‘da, Ibn Hacer al-Askalani ise Lisânü’l-Mîzân‘da tanıtmış ve onun hakkında “rafızî olduğu söylenmiştir” demişlerdir.
Hatîb el-Bağdâdî, Târîhu Bağdâd (4/170, nr. 1362, Dârü’l-Garb el-İslâmî baskısı)’nda şöyle der:
“Muhammed b. Ali b. Muhammed b. İbrahim, Ebû’l-Hattâb lakabıyla tanınan şair el-Cebelî idi. Edebiyat ehliydi, güzel şiir söylerdi. Gençliğinde Şam’a giderek Dımaşk’ta Ebü’l-Hüseyin (Ahî Tebûk diye bilinen zat)dan hadis dinledi. Daha sonra gözlerini kaybetmiş olarak Bağdat’a döndü ve ölümüne kadar orada kaldı. Ondan hadis dinledim ve şiirlerinden bazı parçalar yazdım. Onun aşırı bir Rafızî olduğu da söylenmiştir.“
Dolayısıyla bu şair ne Kayrevan’da ne de Mısır’da hadis rivayet etmiştir; hatta Hatîb’in belirttiğine göre buralara hiç gitmemiştir. Böylece onun Kayrevanlı fakih olmadığı anlaşılmaktadır.
Üstelik Hatîb bu bilgiyi kesin ifade ile değil, “denildi ki” (قيل) şeklindeki temrîz sigasıyla nakletmiştir. Bunu İbn Hacer de Lisânü’l-Mîzân (5/303)’da teyit ederek şöyle demektedir:
“Hatîb’in lafzı şöyledir: ‘Onun aşırı bir Rafızî olduğu söylenmiştir.’ Kendisi âmâ idi ve hicrî 439 yılının Zilkade ayında vefat etti.”
Buna göre Kayrevanlı fakih Muhammed b. Ali el-Cebbelî, İbn Abdilberr’in açıkça belirttiği üzere güvenilir bir râvidir. İbn Abdilberr de Mağrib fakihlerini, Doğulu âlimlerden daha iyi tanımaktadır.
- Câmi’ b. Sevâde
Bu râvi Ebû Süleyman Câmi’ b. Sevâde el-Ezdî el-Mısrî’dir.
Onu:
- el-Mizzi (Tehzîbü’l-Kemâl),
- Ebû Saîd Halef b. Ebî’l-Kâsım el-Kayrevânî (et-Tehzîb fî İhtisâri’l-Müdevvene),
- İbn Asakir (Târîhu Dımaşk)
zikretmiş; ancak ne cerh etmişler ne de ta’dil etmişlerdir.
Onun güvenilirliğini destekleyen hususlardan biri de Jalal al-Din al-Suyuti’nin el-Leâlî’l-Masnûa fi’l-Ehâdîsi’l-Mevdûa adlı eserinde “İman artar ve eksilir.” hadisini Hâfız Hüseyin el-Cevzekânî (ö. 543) tarikiyle nakletmiş olmasıdır. Bu isnatta da Câmi’ b. Sevâde bulunmaktadır.
Cevzekânî bu hadis hakkında:
“Bu hasen garip bir hadistir.”
demiştir.
Bu da Câmi’ b. Sevâde’nin uydurmacı, yalancı veya meçhul biri olmadığını göstermektedir. Mücessimeden bazılarının iddia ettiği gibi onun rivayetleri ne zayıf ne de mevzudur. Cevzekânî onu hasen hadis râvisi kabul etmiş, Süyûtî de buna herhangi bir itiraz yöneltmemiştir.
İbn Abdilberr de İmam Mâlik’in teviline itiraz etmemiş; aksine sözünü şu ifadeyle bitirmiştir:
“Mâlik’in dediği gibi olması da mümkündür. Yani rahmeti, affı ve icabet hükmü iner. Bunlar O’nun emrindendir. Bunların en çok gerçekleştiği vakit de budur. En doğrusunu Allah bilir.”
Ebû Saîd Halef b. Ebî’l-Kâsım el-Kayrevânî el-Berâziî de et-Tehzîb‘de Mutarrif b. Abdullah’ın biyografisini verirken Câmi’ b. Sevâde’den bahsetmiştir.
İbn Asâkir ise onu Târîhu Dımaşk‘ta İbrahim b. Bekir Ebû’l-Esba’ el-Becelî’nin biyografisinde zikretmiştir.
Bilinmelidir ki Ebû Süleyman Câmi’ b. Sevâde el-Ezdî, İbnü’l-Cevzî’nin meçhul saydığı Câmi’ b. Sevâde el-Hamzâvî değildir. Aynı şekilde Dârekutnî’nin zayıf saydığı kişi de o değildir. Zehebî’nin Mîzânü’l-İ’tidâl‘de mevzu bir hadis sebebiyle tenkit ettiği râvi de o değildir.
İbnü’l-Cevzî, el-Mevdûât‘ta Câmi’ b. Sevâde el-Hamzâvî tarikiyle gelen bir hadisi zikrettikten sonra:
“Bu hadis Resûlullah’a nispet edilmiş uydurma bir hadistir. Câmi’ b. Sevâde meçhuldür.”
demektedir.
Süyûtî de el-Leâlî’l-Masnûa‘da bu iki râviyi birbirinden ayırmış; “İman artar ve eksilir.” hadisini Câmi’ b. Sevâde tarikiyle naklederken Cevzekânî’nin:
“Bu hasen garip bir hadistir.”
değerlendirmesini aktarmıştır.
Dolayısıyla Cevzekânî’nin bu hükmü, onun nazarında Câmi’ b. Sevâde’nin meçhul olmadığını göstermektedir.
Bu isnatta Câmi’ b. Sevâde’den rivayet eden Ali b. Sirâc el-Mısrî hakkında Dârekutnî:
“Hadisi ezberlerdi.”
demiştir.
Zehebî de Lisânü’l-Mîzân‘da:
“Geç dönem muhaddislerinden sağlam bir hâfızdır.”
ifadelerini kullanmıştır.
Her ne kadar içki içtiği nakledilmişse de cerh ve ta’dîl imamları onu yalancılıkla veya hadis uydurmakla itham etmemiş; Zehebî onun hadis rivayetinde sağlam olduğunu belirtmiştir.
Süyûtî aynı eserinde “Nikâh” bölümünde (Hadis no: 1717) Câmi’ b. Sevâde el-Hamzâvî yoluyla gelen başka bir rivayeti nakletmiş ve sonunda:
“Mevzudur. Câmi’ meçhuldür.”
demiştir.
Böylece Mutarrif’ten rivayet eden Câmi’ b. Sevâde ile cerhedilen Hamzâvî’nin iki ayrı kişi olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır.
- Mutarrif b. Abdullah el-Medenî
Künyesi Ebû Mus’ab, bazılarına göre Ebû Abdullah’tır.
Tam adı:
Mutarrif b. Abdullah b. Mutarrif b. Süleyman b. Yesâr el-Hilâlî’dir.
Müminlerin annesi Meymûne’nin azatlısıdır ve İmam Mâlik’in kız kardeşinin oğludur.
Hicrî 137 veya 139 yılında doğmuştur.
İmam Mâlik’in yanında on yedi yıl bulunmuştur.
Kendisinden:
- Ebû Zür’a,
- Ebû Hâtim,
- İbrahim b. el-Mukaddir,
- Zühlî,
- Yakub b. Şeybe,
- Muhammad al-Bukhari
rivayette bulunmuşlardır. Buhârî, Sahîh‘inde ondan hadis rivayet etmiştir.
Şîrâzî onun Mâlik, Abdülazîz b. el-Mâceşûn, İbn Ebî Hâzim, İbn Dînâr, İbn Kinâne ve Muğîre’den fıkıh öğrendiğini belirtmiştir.
Onun güvenilirliği hakkında şu değerlendirmeler yapılmıştır:
- Dârekutnî: Sikadır.
- Kadı İyâz (Tertîbü’l-Medârik): Sikadır.
- Yahyâ b. Maîn: Sikadır.
- İbn Vaddâh: İbn Ebî Üveys’ten daha üstündür.
- Kûfî âlimler: Sikadır.
- Ebû Hâtim er-Râzî: Sadûktur.
- Ayrıca Ebû Hâtim: Mutarrif bana İsmail b. Ebî Üveys’ten daha sevimlidir. demiştir.
Tehzîbü’t-Tehzîb‘de ise şu bilgi yer almaktadır:
“İbn Adî onu el-Kâmil‘de zikretmiş ve bazı münker rivayetler getirdiğini söylemiştir. Ardından Ahmed b. Dâvûd b. Ebî Sâlih el-Harrânî’nin ondan rivayet ettiği bazı bâtıl hadisleri nakletmiştir. Ancak Dârekutnî Ahmed’i yalancılıkla itham etmiş ve kusurun Mutarrif’te değil Ahmed’de olduğunu belirtmiştir. İbn Sa’d ise: ‘O güvenilir idi.’ demiştir.”
Ahmed b. Hanbel de onun hakkında:
“İnsanlar onu Mâlik’in diğer talebelerine tercih ederlerdi.”
demiştir.
Mutarrif b. Abdullah hicrî 220 yılında vefat etmiştir.
İmam Mâlik’in biyografisini verirken Şemseddin ez-Zehebî, bazı eserlerinde İbn Adî’den şu rivayeti nakleder:
“İbn Adî dedi ki: Bize Muhammed b. Hârûn b. Hassân rivayet etti; o da Sâlih b. Eyyûb’dan, o da Habîb b. Ebî Habîb’den, o da Mâlik’ten şöyle nakletti:
‘Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ’nın emri iner; fakat O’nun zatı ise daimidir, yer değiştirmez.’
Sâlih dedi ki: Bunu Yahyâ b. Bekîr’e anlattım. O da:
‘Vallahi bu güzel bir açıklamadır. Ben bunu Mâlik’ten işitmedim.’ dedi.”
Bunun üzerine Zehebî şöyle der:
“Ben Sâlih’i tanımıyorum. Habîb ise meşhurdur. İmam Mâlik’ten sahih olarak muhafaza edilen rivayet ise Velîd b. Müslim’in kendisine sıfat hadislerini sorması üzerine verdiği şu cevaptır: ‘Onları geldiği gibi geçiriniz; tefsir etmeyiniz.’
Eğer Habîb’in rivayeti sahihse, bu durumda İmam Mâlik’in bu konuda iki görüşü olduğu anlaşılır.”
Bu senedde şu râviler bulunmaktadır:
- Muhammed b. Hârûn b. Hassân
İbn Adî, el-Kâmil fi’d-Duafâ adlı eserindeki uygulamasıyla onu güvenilir kabul etmiş sayılır. Çünkü İbn Adî bu eserinde yalnızca tenkit edilmiş ve zayıf kabul edilen râvileri zikretmiş, ardından onların neden cerhedildiğini açıklamak amacıyla münker senedli veya münker metinli rivayetlerini aktarmıştır.
Dolayısıyla bu zayıf râvilere ulaşan senetleri kendisi sahih kabul etmiş olmalıdır. Bu da söz konusu senetlerde bulunan râvilerin onun nazarında güvenilir olduğunu gösterir.
Muhammed b. Hârûn b. Hassân da İbn Adî’nin kendisinden çokça rivayette bulunduğu ve rivayetlerine dayandığı kimselerdendir. Zayıf râvilerden yaptığı birçok rivayette onu aracı olarak kullanmıştır.
Nitekim İbn Adî, cerhini kabul etmediği râvilerden biri hakkında şöyle demektedir:
“Güvenilir bir râvi ondan rivayet ettiğinde hadislerinde bir sakınca görmedim. Güvenilir râviler aracılığıyla rivayet edildiğinde münker bir hadisine de rastlamadım ki onu zikredeyim.”
Bu ifade yukarıda belirtilen yöntemi açıkça göstermektedir.
- Sâlih b. Eyyûb
Ebû Avâne, Sahih’inde ondan rivayette bulunmuştur ki bu, onun hadislerini sahih kabul ettiğini göstermektedir.
Mesela şu rivayeti nakleder:
“Bize Ebû Ali Sâlih b. Eyyûb rivayet etti. O, Bişr b. Bekr’den, o da Evzâî’den, o da Yahyâ b. Ebî Kesîr’den, o da Ebû Seleme’den, o da Ebû Hureyre’den rivayet etti:
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:
‘Âdem ile Mûsâ karşılaştılar. Mûsâ:
“İnsanları saptıran ve cennetten çıkaran sen misin?” dedi.
Âdem:
“Evet.” dedi.
Bunun üzerine Mûsâ:
“Allah’ın kendisiyle konuştuğu ve risaletle seçtiği Mûsâ sen misin?” dedi.
O da:
“Evet.” dedi.
Âdem şöyle dedi:
“Öyleyse Allah’ın beni yaratmadan önce takdir ettiği bir şeyden dolayı beni niçin kınıyorsun?”
Böylece Âdem, Mûsâ’ya karşı delil getirmiş oldu.”
Bazıları Ebû Avâne’nin Müstahreç‘inde sahih olmayı şart koşmadığını ileri sürebilir. Buna şu şekilde cevap verilir:
Öyleyse eserine neden el-Müsnedü’s-Sahîh adını vermiştir?
Bir başkası da bu ismin Ebû Avâne tarafından verilmediğini iddia edebilir.
Buna karşılık denilir ki:
- İmam Nevevî ile İbnü’s-Salâh bu eseri Muhtasaru’l-Müsnedi’s-Sahîh el-Müellef alâ Kitâbi Müslim adıyla zikretmişlerdir.
- Zehebî, es-Sahîhu’l-Müsned el-Muhrac alâ Sahîhi Müslim diye isimlendirmiştir.
- Sübkî ise el-Müsnedü’s-Sahîh el-Muhrac alâ Kitâbi Müslim adını kullanmıştır.
- Yakût el-Halebî de el-Müsnedü’l-Musahhah el-Muhrac alâ Kitâbi Müslim demiştir.
- İbn Nukta ise onu doğrudan Sahîh Ebî Avâne adıyla anmıştır.
Hadis hâfızlarının bu isimlendirmede ittifak etmeleri, kitabın bu adının Ebû Avâne tarafından konulduğunu göstermektedir.
Buna göre Ebû Avâne eserinde sahih rivayetleri şart koşmuştur.
İbn Hacer de en-Nüket adlı eserinde müstahreclerin faydalarından söz ederken şöyle demektedir:
“Müstahreçte kendisinden rivayet edilen râvilerin adaletine hükmedilmesi bunlardandır. Çünkü sahih şartını gözeten bir muharric, kendi nazarında güvenilir olmayan kimseden rivayette bulunmaz.
Müstahreçte yer alan râviler üç gruba ayrılır:
Birinci grup: Daha önce adaletleri sabit olanlardır; bunlar hakkında söz yoktur.
İkinci grup: Başkaları tarafından cerhedilmiş olanlardır; bu cerh geçerliyse kabul edilir, değilse edilmez.
Üçüncü grup ise daha önce hakkında ne ta’dil ne de cerh bulunan kimselerdir. Sahih şartını gözeten bir muharricin onlardan rivayette bulunması, onları meçhul derecesinden güvenilir râvi derecesine yükseltir. Böylece bu isnadla rivayet ettikleri hadislerin sıhhati de anlaşılmış olur.”
Ebû Avâne kitabında sahih rivayetleri şart koştuğuna ve Sâlih b. Eyyûb hakkında herhangi bir cerh de bulunmadığına göre, Ebû Avâne’nin onu ta’dil ettiği sabit olur.
Dolayısıyla o, Ebû Avâne tarafından güvenilir kabul edilmiştir. Aleyhinde geçerli bir cerh gelmedikçe bu hüküm devam eder.
Buradaki Sâlih b. Eyyûb, Ebû Avâne’nin doğrudan hocasıdır. Ebû Avâne ondan rivayet ederken onu “Ebû Ali Sâlih b. Eyyûb” diye künyesiyle anar.
- Habîb b. Ebî Habîb
Onun hakkında yalan söylemekle itham edildiği ve Muvatta’ı İmam Mâlik’e arz ederken iki yaprağı gizlice atladığı ileri sürülmüştür.
Bu sebeple İbn Maîn başta olmak üzere bazı cerh-ta’dîl imamları onu yalancılıkla itham etmişlerdir.
Ancak Kadı İyâz, Tertîbü’l-Medârik adlı eserinde bu ithamların tamamını reddetmiştir.
Bu konuda ayrıntılı bilgi için ilgili bağlantıya bakınız.
Ona nispet edilen uydurma ve yalan isnatları kesin delillerle sabit değildir. Nitekim İmam Mâlik, kendisinden rivayette bulunduğu hâlde onun hakkında olumsuz bir değerlendirme yapmamıştır.
Kadı İyâz, Tertîbü’l-Medârik‘te Habîb hakkında şöyle der:
“Habîb, Mâlik’ten Muvatta’, fıkıh ve birçok hadis ile başka ilimleri rivayet etmiştir.”
Kevserî de es-Seyfü’s-Sakîl üzerine yazdığı ta’likte şöyle demektedir:
“Her ne kadar tenkit ehli Habîb hakkında bazı sözler söylemişse de, İmam Mâlik râvileri seçmede son derece titizdi. Medine râvileri konusunda onun sözü nihai hükümdür. Bu sebeple insanın gönlü, Muvatta’ının kâtibi ve okuyucusunun Mâlik nezdinde güvenilir olmayan biri olduğuna kolay kolay kanaat getiremez.”
Ayrıca İmam Mâlik’in talebelerinden Mus’ab ez-Zübeyrî de Habîb hakkında olumsuz konuşanları reddetmişti. Çünkü onun durumunu en iyi bilen kimselerdendi.
Aynı dönemde yaşayan İbn Ebî Hayseme de onu cerhetmemiştir.
İbn Ebî Hayseme tarih kitabında şöyle nakleder:
“Mus’ab’a, Habîb hakkında söylenenleri anlattım.
Mus’ab dedi ki:
‘Mâlik bize:
“Habîb’e yardım edin, Habîb’e verin.” derdi.
Habîb Mâlik’in yanında kalıyordu.
Habîb Mâlik’e kitap okurdu. Ben de onun sağ tarafında otururdum.
Her gün iki veya iki buçuk varak okurdu.
Her okuyuştan herkesten iki dinar alırdı. Biz de ona fazladan verdik.
Habîb dedi ki:
“Dârâverdî, İbn Kinâne ve İbn Ebî Hâtim bana bir dinar verdiler. Benden, Mâlik’e birlikte hadis işittiği hâlde kendilerinden rivayette bulunmadığı üç kişi hakkında soru sormamı istediler. Kendileri bunu sormaya çekinmişlerdi.
Öğleden sonra onun yanına girdim. Yanında sadece bu üç kişi vardı.
Bana:
‘Bu senin geliş vaktin değil.’ dedi.
Ben de:
‘Evet, evde ne un var ne de kavut. Bazı kimseler bana bir dinar verdiler; sana şu üç kişiden neden rivayette bulunmadığını sormam için.’
Bunun üzerine başını eğdi ve:
‘Senin menfaatini ne kadar çok isterim! Fakat ben ilmi ancak ehil olanlardan aldım.’
Sonra oradakilere işaret ederek:
‘Sorun bununla sınırlı olsun.’ dedi.”
Bu rivayet, Habîb’in İmam Mâlik nezdindeki konumunu açıkça göstermektedir. Öyle ki insanlar, onun aracılığıyla İmam Mâlik’in huzuruna girebiliyorlardı. Bu da onun Mâlik katındaki değerini ve dinî güvenilirliğini ortaya koymaktadır.
Zehebî, es-Siyer‘de onun hakkında şöyle demektedir:
“Habîb meşhur bir râvidir.”
Zehebî onu hadis uydurmakla itham etmemiş, aksine şöyle demiştir:
“Eğer Habîb’in rivayeti sahihse, bu durumda İmam Mâlik’in bu konuda iki görüşü olduğu anlaşılır.”
İmam Ahmed ile Ebû Hâtim’in ona yönelik cerhi ise reddedilmiştir.
Buna göre Habîb’in rivayetleri doğrudan reddedilmemelidir. Bilakis tek tek incelenmelidir. Başka rivayetlerle desteklenen (mütâbaat bulan) rivayetleri kabul edilir; tek başına rivayet ettikleri ise ayrıca değerlendirilir.
Habîb b. Ebî Habîb’in, İmam Mâlik’ten nüzûl hadisinin teviline dair naklettiği rivayet, Mutarrif b. Abdullah’ın İmam Mâlik’ten naklettiği başka bir rivayet tarafından da desteklenmektedir. Bu rivayet İmam Mâlik’ten sabittir.
Dolayısıyla Habîb’i, İmam Mâlik’ten nüzûl hadisinin tevilini rivayet etme hususunda Mutarrif de desteklemiştir. Bu sebeple bu nakli burada kabul edilir.
Ayrıca bu rivayet, selef-i sâlihîn arasında nüzûl hadisini “rahmetin inmesi” şeklinde tevil etmeyi güzel bulan kimselerin bulunduğunu da göstermektedir. Nitekim Zehebî, Yahyâ b. Bekîr’e İmam Mâlik’in nüzûl hadisini tevil ettiği söylenince onun şu cevabı verdiğini nakleder:
“Vallahi bu güzel bir açıklamadır. Ben bunu Mâlik’ten işitmedim.”
Şu hâlde, burada İmam Mâlik’in talebesi Yahyâ b. Bekîr’in bu tevili güzel bulmasından ve bunun güzel olduğuna Allah adına yemin etmesinden nasıl kaçınılabilir?
Dikkat edilirse Yahyâ, Habîb’in naklettiğini yalanlamamıştır. Bu durum, Habîb’in Mâlik’in talebeleri nezdinde güvenilir bir kimse olduğunu ve Mâlik’ten çok sayıda münferit rivayeti bulunduğu için onun tek başına yaptığı nakilleri kabul ettiklerini göstermektedir.
Yahyâ b. Abdullah b. Bekîr ise muhaddis, hâfız ve doğru sözlü (sadûk) bir imam olup künyesi Ebû Zekeriyyâ’dır. Kureyş’in Mahzûm koluna mensup Mısırlıdır. Hicrî 154 yılında doğmuş, 231 yılında vefat etmiştir.
Zehebî el-Kâşif‘te onun hakkında şöyle der:
“Doğru sözlü, geniş ilimli ve fetva veren bir âlimdi.”
İbn Hacer de Fethu’l-Bârî‘nin mukaddimesinde şöyle der:
“Bu kişi Yahyâ b. Abdullah b. Bekîr’dir. Buhârî, Leys’ten yaptığı rivayetlerde ondan çokça nakilde bulunmuştur.”
Hatta nüzûl hadisinin “Allah’ın emrinin inmesi” şeklinde tevil edilmesi, hadis ve eser ehlinin bir kısmından da rivayet edilmiştir.
İbn Abdilber şöyle der:
“Ehl-i eserden bazı kimseler de şöyle demiştir: ‘İnen O’nun emridir; rahmeti de iner.'”
Yazı burada bitmiştir.
Şimdi İmam Malik te’vile karşı değil miydi? Bu yazı te’vil ettiğini ispat etmektedir. Oysa istiva ayetini te’vil etmekten kaçınmıştı ve bu, meşhur olmuştu. Bunu nasıl değerlendirmek gerekir?
Bu mesele, İmam Mâlik’e nispet edilen rivayetlerin tamamı birlikte değerlendirilmeden tek bir rivayete bakılarak çözülebilecek bir konu değildir. Bu anlatılanları birlikte düşünürsek ana hatlarıyla birkaç ihtimalden bahsedebiliriz:
- İmam Mâlik’in genel yöntemi tefvîzdi, bazı özel metinlerde ise te’vile cevaz vermiş olabilir.
Erken dönem âlimlerinin bir kısmında bu görülür. Genel prensip olarak müteşâbih naslar “te’vilsiz olduğu gibi” benimsenirken, ihtiyaç doğduğunda veya yanlış anlamayı önlemek amacıyla bazı ifadeler te’vil edilmiştir. İmam Nevevî’nin “Mâlik ve Evzâî’den bu şekilde nakledilmiştir” demesi buna işaret eder. Ahmed b. Hanbel’den dahi müteşabihler konusunda bir iki te’vil nakledilmiştir. İmam Malik’in genel tavrı te’vil etmemekti, ama bir ihtiyaçtan dolayı az da olsa te’vil etmiştir.
- İstivâ rivayeti ile nüzûl rivayeti farklı bağlamlara ait olabilir. Yani istivayı te’vile gerek yoktur, ama nüzul öyle değildir. Nüzül eğer gerçekse biz ona şahit olmuyoruz. Öyleyse nüzul te’vil edilmelidir.
İstivâ hakkında meşhur rivayette Mâlik:
“İstivâ malûmdur, keyfiyeti meçhuldür, buna iman vaciptir, bunun hakkında soru sormak bid’attır.”
demektedir. Bu rivayette “istivâ” kelimesinin anlamını inkâr etmemekte, “nasıl”ının bilinmeyeceğini söylemektedir. Burada herhangi bir te’vil yapmamıştır.
Buna karşılık nüzûl hadisi hakkında gerçekten “emri iner” veya “rahmeti iner” dediği sabit olursa, bu iki tavır arasında görünürde bir farklılık ortaya çıkar. Dolayısıyla ne olursa olsun, bir ihtiyaç veya zaruretten dolayı te’vil edilmiştir. O zaman diğer müteşabih ayetleri de bir ihtiyaç veya zaruretten dolayı te’vil etmek gayet mümkündür.
- Nüzûl rivayetinin sıhhati tartışmalıdır.
Bu uzun yazının amacı zaten rivayetin sahih olduğunu ispat etmektir. Fakat hadis ve akaid tarihinde bunun aksini söyleyen çok sayıda âlim de vardır. Özellikle Habîb b. Ebî Habîb tariki ciddi şekilde tartışılmıştır. Bu yüzden Mâlik’in gerçekten bu sözü söylediği konusunda icmâ yoktur. Bu, bir ihtimaldir elbette. Ama yazarın hadisin desteklenmesi suretiyle kabul edilmesi gerektiğine dair izahı da bir ihtimaldir.
- Nevevî’nin nakli önemlidir.
Nevevî sadece Habîb rivayetine dayanarak konuşmaz. O şöyle der:
“Bu görüş kelâmcıların çoğunun ve seleften bazı grupların mezhebidir; burada Mâlik ve Evzâî’den nakledilmiştir.”
Bu ifade, Nevevî’nin elindeki kaynaklarda Mâlik’e böyle bir nispet bulunduğunu göstermektedir.
Sonuç olarak eğer gerçekten İmam Mâlik’in nüzûl hadisini “rahmeti iner” veya “emri iner” diye açıkladığı sahih kabul edilirse, bu İmam Mâlik’in mutlak anlamda te’vili reddettiği iddiasını zayıflatır. Daha doğru ifade şu olur:
- Malik’in asıl yöntemi, müteşâbih naslarda tefvîz ve keyfiyet araştırmaktan kaçınmaktır.
- Ancak, bazı metinlerde teşbih vehmini gidermek amacıyla sınırlı te’vile başvurduğu da nakledilmiştir.
Dolayısıyla “İmam Mâlik hiçbir şekilde te’vil yapmazdı” demek de, “her zaman te’vil yapardı” demek de mevcut rivayet malzemesini tam olarak yansıtmaz. Tarihî veriler, özellikle nüzûl hadisiyle ilgili rivayet sahih kabul edildiğinde, onun esasen tefvîzi benimseyen fakat bazı durumlarda te’vile de kapıyı tamamen kapatmayan bir yaklaşım sergilemiş olabileceğini düşündürmektedir. Bununla birlikte, bu sonuç doğrudan nüzûl rivayetinin sıhhatine verilen hükme bağlıdır. Rivayeti kabul eden âlimler farklı bir sonuca, rivayeti zayıf gören âlimler ise farklı bir sonuca ulaşmışlardır. Bu nedenle mesele, klasik literatürde ihtilaflı olarak kalmıştır.
İlk Yorumu Siz Yapın