Bu yazı Ahmet er-Raysunî’ye ait “التجديد الأخلاقي للتشريع الإسلامي بين الإمامين ابن عبد السلام والشاطبي” adlı küçük bir çalışmanın tercümesidir:
İzzeddin İbn Abdüsselâm, müceddid âlimlerin önde gelenlerinden biridir. Bununla birlikte onun telif, teorik inşa, tertip ve sistem kurma alanındaki ilmî nefesi görece kısa; üslûbu ise daha ziyade doğrudanlık ve anlatı ağırlıklıdır. Onun ardından gelen İmam Şâtıbî ise, onun ortaya koyduklarını alıp derinleştirmiş; dağınık hâlde bulunan fikirleri toparlayarak, güçlü bir nazarî inşa, tedricî bir teemmül ve sağlam bir kaideleştirme ile sistemli bir yapı hâline getirmiştir.
Kendi kendime sıkça şu kanaati dile getirirdim —ve şimdi de yazıya döküyorum—: Eğer İzzeddin İbn Abdüsselâm’ın teorik inşa, tertip ve sistem kurma hususunda daha geniş bir kudreti ve uzun bir ilmî mesaisi olsaydı, o takdirde o, “ilk Şâtıbî” olurdu; İmam Şâtıbî ise “ikinci İbn Abdüsselâm” sayılırdı.
Aşağıda, bu iki büyük imamın son derece önemli bir mesele hakkında —önemine binaen defalarca ele aldıkları ve ihmal edilmesinin vahametini vurguladıkları bir konuda— kaleme aldıkları bazı veciz pasajları nakledeceğim. Bu pasajlar, daha önce “Dırâsât fi’l-Ahlâk” adlı eserimde yayımladığım bir çalışmadan alınmıştır (Dârü’l-Kelime, 1437/2016).
İslâm’da Ahlâkın Kuşatıcılığı
İslâm’da genel olarak, özellikle de Kur’ân’da ahlâk; bütün boyutlarıyla, her yönüyle ve her katmanıyla yayılmış ve içkin bir hakikattir: Usûl ve fürû‘unda, küllî ve cüz’î hükümlerinde, maksat ve vesilelerinde, emir ve yasaklarında, farz ve faziletlerinde…
Bu sebeple hadis kitaplarında “güzel ahlâk” başlığı altında ele alınan bölümler veya bazı eserlerde derlenip şerh edilen ahlâkî faziletler ile reziletler, çoğu zaman bu alanın yalnızca açık, doğrudan ve zahir yönlerini kapsar. Oysa tafsil edilmiş, bütüncül ahlâk sistemi bundan çok daha geniştir; zira İslâmî anlam ve yapıların tamamına nüfuz etmiş durumdadır.
Nitekim Muhammed Abdullah Dıraz’ın tek başına ortaya koyduğu çalışma —ki bu bir üniversite tezidir— incelendiğinde, “Kur’ân’ın Ahlâk Anayasası”nı ortaya koyabilmek için neredeyse Kur’ân’ın tamamını gözden geçirmek zorunda kaldığı görülür. Adeta şöyle demektedir: İşte Kur’ân’daki ahlâkî sistem bütünüyle budur.
Bu itibarla, böyle sınırlı bir çalışmanın yapabileceği en makul şey, Kur’ân’daki —özelde— ve İslâm’daki —genelde— ahlâk sisteminin ana çizgilerini ve yönelimlerini ifade eden bazı kapsayıcı ifadeleri zikretmekten ibarettir.
Felsefî Yaklaşımların Sınırlılığı
İslâm ahlâk sistemine dair yoğun ve bütüncül bir tasvir sunulurken, eski İslâm filozoflarının veya modern dönemdeki bazı felsefe hocalarının ortaya koyduğu çerçevelere aşırı derecede dayanmak isabetli değildir. Zira bunların çoğu, ya kadim Yunan felsefesine ya da modern Avrupa düşüncesine yaslanmaktadır. Bazı klasik müellifler ise Fars ve Hint hikmetlerinden seçtikleri unsurları, Kur’ân ve hadislerden alınan parçalarla mezcederek sunmuşlardır. Bu sebeple onların eserlerinde, İslâm ahlâk sisteminin ne tam ne de saf bir tasviri bulunur.
Bu bağlamda Muhammed Abid el-Cabiri, “hakiki İslâm ahlâkının özü”nü tespit edebilmek için uzun bir araştırma sürecine girmiş ve nihayet aradığı cevabın bir kısmını İzzeddin İbn Abdüsselâm’ın Kavâidü’l-Ahkâm ve Şeceretü’l-Meârif ve’l-Ahvâl adlı eserlerinde bulmuştur.
Buna karşılık Muhammed Abdullah Dıraz, İslâm ahlâk sisteminin merkezî değeri olarak “takvâ”yı öne çıkarırken; Muhammed Abid el-Cabiri, İzzeddin İbn Abdüsselâm okumalarına dayanarak temel değerin “salih amel” —yahut “salih amelin ahlâkı”— olduğu sonucuna ulaşmıştır.
İbn Abdüsselâm’da İhsan Nazariyesi
İzzeddin İbn Abdüsselâm’ın Şeceretü’l-Meârif ve’l-Ahvâl adlı eserine dikkatle bakıldığında açıkça görülen şudur: Onun nazarında İslâm ahlâkının özü, dinamiği ve ölçüsü “ihsan” kavramıdır. Bu, aslında Muhammed Abid el-Cabiri’nin ulaştığı sonuçtan çok da uzak değildir; hatta büyük ölçüde onunla örtüşür. Ancak metne sadakat açısından kesinlikle söylenmelidir ki, söz konusu eser bütünüyle “ihsan” kavramı etrafında kuruludur.
Nitekim İzzeddin İbn Abdüsselâm, eserinin başında şöyle der:
“Allah, insanı konuşma ve beyan, akıl ve idrak ile üstün kılmış; ardından onu Kur’ân ile terbiye etmiş ve her türlü iyilik ve ihsanı emretmiştir…”
Devamında ise ihsanı şu şekilde tarif eder:
“İhsan; hâlis veya râcih maslahatları celbetmek, hâlis veya râcih mefsedetleri defetmektir. Kötülük (isâe) ise bunun zıddıdır.”
Eserinin ikinci bölümünü “güç nispetinde ilâhî sıfatlarla ahlâklanmak” başlığına ayırmış ve bunu şu şekilde özetlemiştir:
“En faziletli ahlâklanma, Allah’ın sana ihsan ettiği gibi senin de O’nun kullarına ihsan etmendir.”
Bu bağlamda Yüce Allah’ın şu ayetlerini zikreder:
“Duha Suresi 9-10: ‘Öyleyse yetime kahretme; isteyeni azarlama.’”
“Duha Suresi 11: ‘Rabbinin nimetine gelince, onu anlat.’”
Eserin ilerleyen bölümleri de bütünüyle ihsan kavramı etrafında teşekkül etmiştir:
- Genel ihsan,
- Fıkıh kitaplarında yer alan ihsan türleri,
- Haklardan feragat yoluyla ihsan,
- Mallarla ihsan,
- Ahlâk ve amellerle ihsan,
- Sözlerle ihsan,
- Dua ile ihsan,
- Cihad bağlamında ihsan…
Hatta başlıklarında açıkça “ihsan” kelimesi geçmeyen bölümlerde dahi, bu kavramın yoğun biçimde işlendiği görülür.
Açıkça anlaşılmaktadır ki İzzeddin İbn Abdüsselâm, eserini adeta şu ayetin bir şerhi ve şematik açılımı olarak kaleme almıştır:
“Nahl Suresi 90: ‘Şüphesiz Allah adaleti, ihsanı ve yakınlara vermeyi emreder; hayâsızlığı, kötülüğü ve azgınlığı yasaklar. O, düşünüp ibret almanız için size öğüt verir.’”
Nitekim İbn Abdilber bu ayet hakkında şöyle demiştir:
“Âlimler şöyle demiştir: İyilik, fazilet ve güzel ahlâkı en kapsamlı şekilde ifade eden ayet, ‘Allah adaleti ve ihsanı emreder…’ ayetidir.”
Şâtıbî’nin Kapsamlı Tespitleri
İmam Şâtıbî, Kur’ân-ı Kerîm’in özellikle Mekke döneminde nazil olan ayetlerinin büyük çoğunluğunun, ahlâkî mahiyet taşıyan küllî esaslar (usûl-i külliye) olduğunu; Medine döneminde ise bu esasları tamamlayıcı hükümler indirildiğini defaatle vurgular. Şâtıbî’nin ayırt edici yönü, bu ahlâkî ilkeleri yalnızca öğüt, irşad ve edep çerçevesinde değil; bağlayıcı şer‘î ilkeler ve teşrîî esaslar olarak ele almasıdır.
Bu bağlamda onun zikrettiği hususlardan biri şudur: Yüce Allah,
“bütün güzel ahlâkı emretmiştir; adalet, ihsan, ahde vefa, affı esas almak, cahilden yüz çevirmek, kötülüğü en güzel olanla savmak, yalnız Allah’tan korkmak, sabır ve şükür gibi…
Yine bütün kötü ahlâkı yasaklamıştır; fahşâ, münker, zulüm, ilimsiz söz söylemek, ölçü ve tartıda hile, yeryüzünde fesat, zina, adam öldürme, diri diri gömme gibi, cahiliye dininde yaygın olan bütün çirkinlikler…”
Şâtıbî’ye göre Mekke döneminde nazil olan cüz’î hükümler sınırlı, buna karşılık küllî esaslar çok daha yoğun ve belirleyicidir. Medine döneminde ise İslâm toplumunun genişlemesiyle birlikte bu küllî esaslar tedricî biçimde tamamlanmıştır: Toplumsal barışın tesisi, akitlere bağlılık, içkinin haram kılınması, zarurî değerleri koruyan hadlerin belirlenmesi, kolaylaştırıcı ruhsatlarla meşakkatin kaldırılması vb. bütün bunlar, o küllî esasların ikmali mahiyetindedir.
Kur’ânî-Ahlâkî Külliyatın Tafsili
İmam Şâtıbî, başka bir bağlamda bu ahlâkî-teşrîî külliyatı daha geniş ve tafsilatlı biçimde sıralar.
1. Emredilenler (Me’mûrât)
Adalet, ihsan, ahde vefa, affedicilik, cahilden yüz çevirme, sabır, şükür, akrabaya ve muhtaçlara destek, harcamada itidal, kötülüğü güzellikle bertaraf etme, Allah korkusu ve ümidi, O’na yönelme, ölçü ve tartıda dürüstlük, sırât-ı müstakîme ittiba, zikir, salih amel, istikamet, Allah’a icabet, haşyet, affedicilik, müminlere karşı tevazu, Allah yoluna davet, müminlere dua, ihlâs, tevekkül, emaneti koruma, gece ibadeti, dua ve niyaz, dünyaya zühd, ahireti talep, tevbe, marufu emretme, münkerden nehyetme, takvâ, tevazu, nefsi tezkiye, hak ile hükmetme, en güzeline uyma, şehadeti ikame etme, şeytanın vesvesesinden Allah’a sığınma, tefekkür, nimetleri hatırlama ve anlatma, Kur’ân tilaveti, hak üzere yardımlaşma, doğruluk, murakabe, iyilikte yarışma, öfkeyi yutma, sıla-i rahim, ihtilaf hâlinde Allah ve Resûlü’ne dönme, ilâhî hükme teslimiyet, ihtiyat ve teyit, sükût, Allah’a sarılma, toplumsal ıslah, ihbat (kalbî sükûnet), Allah sevgisi, kâfirlere karşı izzet, müminlere karşı merhamet, sadaka… vb.
2. Yasaklananlar (Menhiyyât)
Zulüm, hayasızlık, yetim malı yemek, sapkın yolları izlemek, israf ve cimrilik, günahkârlık, gaflet, kibir, dünyayı ahirete tercih etmek, ilâhî tuzaktan emin olmak, hevâya uyarak bölünmek, azgınlık, Allah’ın rahmetinden ümit kesmek, nimete nankörlük, dünyaya aşırı sevinmek, onunla övünmek, ölçü ve tartıda hile, yeryüzünde fesat, körü körüne taklit, tuğyan, zalimlere meyletmek, zikri terk etmek, ahdi bozmak, ana-babaya isyan, savurganlık, zanla hareket etmek, kibirli yürüyüş, hevâya uyanlara itaat, şirk, şehvetlere tâbi olmak, Allah yolundan alıkoymak, yalancı şahitlik, yalan, dinde aşırılık, ümitsizlik, kendini beğenmişlik, dünyaya aldanmak, tekellüf, Allah’ın ayetleriyle alay etmek, acelecilik, kendini temize çıkarmak, nemîme, cimrilik, hırs, bezginlik, başa kakma, alay, namazdan gaflet, riya, yardımı engellemek, ayetleri az bir bedelle satmak, hakkı bâtılla karıştırmak, ilmi gizlemek, kalp katılığı, şeytanın adımlarını izlemek, kendini helâke atmak, sadakayı eziyetle yok etmek, müteşâbihlere tâbi olmak, kâfirleri dost edinmek, yapılmayan şeyle övünmek, haset, Allah’ın hükmünden yüz çevirmek, tâğutun hükmüne razı olmak, düşman karşısında zafiyet, ihanet, iftira, Allah ve Resûlü’ne muhalefet, müminlerin yolundan sapmak, kötü sözleri açıkça yaymak, günah ve düşmanlıkta yardımlaşmak, Allah’ın indirdiğiyle hükmetmemek, rüşvet, münkeri emretmek, marufu yasaklamak, Allah’ı unutmak, nifak, şüphecilik, tecessüs, gıybet, yalan yemin… vb.
Sonuç ve Soru
Bütün bu geniş çerçeve, İzzeddin İbn Abdüsselâm ile İmam Şâtıbî’nin ortaya koyduğu ahlâk merkezli usûlî yenilenmenin büyüklüğünü açıkça göstermektedir. Onlar, ahlâkı yalnızca bireysel faziletler alanında değil; doğrudan doğruya teşrîin özü, gayesi ve ölçüsü olarak konumlandırmışlardır.
Ancak şu temel soru hâlâ önümüzde durmaktadır:
Bu ahlâkî-usûlî yenilenmeden ne zaman ve ne ölçüde istifade edilecektir?
Ve daha önemlisi:
Onların bu yüksek ahlâk anlayışı, ne zaman ilmî bir yöntem ve amelî bir hayat tarzı olarak yeniden ihya edilecektir?
İlk Yorumu Siz Yapın